(4721 S. K. m. 2, 706)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 2076 ada 8 parsel 4.kat 14 nolu meskenini satmak istediğini, davalı M.'in ben senin daireni en az 35.000.000.TL. ya satarım, sen bana vekalet ver, ötesine karışma şeklindeki kandırma sözleri üzerine satış yetkisi içerir vekaletname verdiğini adı geçen davalının vekaletname tarihinden üç gün sonra, çekişmeli taşınmazı muvazaalı olarak diğer davalı amcasının oğlu M.'e temlik ettiğini öğrendiğini ileri sürüp, tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, geçerli vekaletnameye dayalı olarak yapılan satışın yasal olduğunu, iyi niyetle bedelini ödeyerek taşınmazı satın aldığını, muvazaa iddiasının yazılı delille kanıtlaması gerektiğini belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, davacının davalı Muammer'e çekişmeli taşınmazın satışı hususunda özel yetki verdiğini ve satışın Medeni Yasanın 706. maddesine uygun yapıldığını; davacının ancak vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeni ile satış bedeli için şahsi hak talebinde bulunabileceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından karar süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Türközmen'in raporu okundu, Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıdını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir
.. hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının çekişme konusu taşınmazın kayden maliki olduğu, davalı Muammer'e 12.4.2002 tarihinde vekaletname vererek taşınmazın satılmasını istediği, davalı Muammer'in taşınmazın değerini bulunca satış işlemi yapacağım diye davacıyı oyalarken vekalet tarihinden 3 gün sonra 15.4.2002 tarihinde, tebligatı tutanaklarından aynı işyerinde bulundukları anlaşılan diğer davalı Mehmet'e temliki gerçekleştirdiği çekişme konusu taşınmazın satım tarihindeki rayiç değerinin 28.350.540.000.TL. iken tapuda 6.000.000.000.TL. ye satıldığı bedel ödeme savunmasının kanıtlanamadan el ve işbirliği içerisinde oldukları anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy