(4721 S. K. m. 683, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, paydaşı bulunduğu 17 parsel sayılı taşınmaza davalının bina yapmak, ağaç dikmek suretiyle müdahalede bulunduğunu ileri sürüp elatmanın önlenmesine, yapıların yıkımına, ağaçların kesilmesine ve 797.200.000 TL. ecrimisilin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazın maliki olduğunu, bu yere imar uygulaması sonucu davacının da ortak hale geldiğini, müdahalesinin bulunmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının dava konusu taşınmazda paydaş olduğu gerekçesiyle elatmanın önlenmesi ve yıkım talebinin reddine, ecrimisil isteğinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi B. D. Koç'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi yıkım ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinin reddine, ecrimisilin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişmeli 17 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu, tarafların taşınmazda paydaş bulundukları, davalının taşınmazın bir bölümüne yapılaştığı, diğer kısımlarından da yararlandığı anlaşılmaktadır.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK. nun 706, BK. nun 213, TK. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ahde vefa kuralının yanında MK. nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen fenni bilirkişi raporunda taşınmazın tamamının davalının kullanımında olduğu belirtilmesine karşın mimar ve ziraat mühendisi bilirkişinin ortaklaşa düzenledikleri raporda davalının taşınmazda payına isabet eden yer kadar tasarrufta bulunduğu bildirilmiştir. Mahkemece, bu çelişki üzerinde durulmamıştır. Öte yandan toplanan deliller ve dosya içeriğinden taşınmazda fiili kullanma biçiminin oluşmadığı ve sorunun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, mahkemece tanık dahil tarafların göstereceği deliller toplanmak suretiyle davacının taşınmazı kullanmaktan (İntifadan) men edilip edilmediğinin kesin biçimde ortaya çıkarılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy