(818 S. K. m. 18) (4721 S. K. m. 706) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, murisi annesine ait taşınmazın kandırılarak önce Recep'e satıldığını, daha sonra mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak davalı Süleyman'a temlik edildiğini, ayrıca satış tarihinde murisin yaşı ve hastalığı nedeniyle satış yapamayacak derecede ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek, tapunun iptaliyle miras payı oranında adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, iyi niyetli bulunduğunu satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi U. Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince: çekişme konusu taşınmazın miras bırakanın kızı E.'nin ikamet ettiği S. köyünde bulunduğu murisin bu yeri aynı köyden R. Çapkınlar'a 31.7.1989'da temlik ettiği, R.'in de 9.6.1998'de bu yerde yaşayan davalı S. Örenler'e intikal ettirdiği, miras bırakan H.'nin 10.7.2000'de öldüğü, davanın 4.1.2002 tarihinde açıldığı görülmektedir. Ne var ki çekişme konusu taşınmazın dava tarihine kadar R. ve S. tarafından kullanılmadığı, miras bırakanın köyde oturan kızı E. tarafından ekilip biçildiği tanık anlatımları ile sabittir. Davalı S. taşınmazı yatırım amacıyla aldığını beyanla bu olguyu doğrulamıştır. Taşınmazın gerçek değeri ile satış bedelleri arasındaki açık ve aşırı fark olduğu da görülmektedir. Belirlenen bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın çekişme konusu taşınmazı mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla temlik ettiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davacının miras payı oranında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddi doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy