(4721 S. K. m. 683) (3621 S. K. m. 5, 9)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden davalıya ait bulunan 440 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını, kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın hukuki temele dayanmadığını, haksız nedenlerle açıldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın 332 m2'lik bölümünün bilirkişilerce kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı, binanın kıyı kenar çizgisine tecavüzünün bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili ve davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı iddia edilen taşınmaza ait tapunun iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davada ileri sürülen iddianın ve savunmanın içeriğine göre;yanlar arasındaki uyuşmazlığın, "kıyı kenar çizgisinin" saptanmasından kaynaklandığı açıktır.
Bilindiği üzere, son kez yürürlüğe giren 3621 sayılı kıyı kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış; anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekle olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna;ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut olaya gelince yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, öncelikle idare tarafından 3621 sayılı Kanunun 9. maddesi hükmüne göre "kıyı kenar çizgisi" haritasının düzenlenip, düzenlenmediği araştırılmalı, ondan sonra, üç jeologtan oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve Tapu Fen Memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılmalı;harita düzenlendiğinin ve yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği şekilde işlem gördüğünün, böylece davanın taraflarını bağlayan bir içerik kazandığının anlaşılması durumunda "kıyı kenar çizgisi" idarenin düzenlendiği haritaya değer verilerek saptanmalıdır.
Harita düzenlenmediğinin yada düzenlenipte 5/3 sayılı kararda yazılı olduğu gibi bizzat bildirim yapılmadığının veya ilanen bildirime karşın, idari yargıya başvurulmadığının ortaya çıkması halinde ise, kıyı kenar çizgisi, bilimsel verilerden ve düzenlenmiş olmakla birlikte bağlayıcılık niteliğini kazanamamış haritadan yararlanılarak belli edilmeli belirlenen çizgi Tapu Fen memuru sıfatını taşıyan uzman bilirkişinin krokisine infazda kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yansıtılmalı ve sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Kabule göre de davacı hazinenin dava dilekçesinde gösterdiği değere itiraz edilmemiştir. Hazine harca tabi değildir. Ancak dava dilekçesinde dava değerine ilişkin saklı tutulan bir hak da bulunmamaktadır. Öyleyse dava değerinin dava dilekçesinde belirtilen değer olarak kabulü ve buna göre yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy