(4721 S. K. m. 683, 713, 719) (3402 S. K. m. 13, 20) (766 S. K. m. 32)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, çekişmeli taşınmazın Nisan 301 tarih 92 sayılı tapu kapsamında kaldığını ve 50 yılı aşkın süredir zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek davalının haksız elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı, davacının tapu kaydıyla bağlantısı olmadığını, taşınmaza müdahalede etmediğini ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın kısmen davacı tapusu kapsamında kaldığı ve bu kısmı uzun zamandan beri davacının kullandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kaydı ve zilyetliğe dayalı elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının Nisan 301 tarih ve 92 sayılı tapu kaydındaki babasının payına dayandığı, tapunun bir kısım hissesinin 1960 yılında tedavül gördüğü ancak bu payın davacının babası olduğunu söylediği kişiye ait bulunmadığı görülmektedir. Nevar ki, davacının babası olarak belirttiği tapu maliki ile aralarında irs ilişkisi kurulmadığı, tapunun hukuki kıymetini yitirip yitirmediği hususunun yeterince tartışılmadığı, ayrıca keşifteki tapu uygulamasının da hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, maliki, ölen veya gaipliğine hükmedilen yahut kim olduğu anlaşılamayan tapu kaydında yazılı taşınmaz, kazandırıcı zaman aşımı ilemülk edinmeye elverişli bir nitelik taşır. Başka bir anlatımla sonraki malikler mülkiyet hakkını işletip tapu kaydını kendi üzerlerine intikal ettirmek suretiyle tapu sicilinin açıklık (aleniyet) ilkesinden yararlanır duruma gelmedikçe üçüncü kişilerin o taşınmaz hakkında zilyetlikle mülk edinme yolu açık kalır. Medeni Kanunun 713/2 maddesinde tapulu bir taşınmazın zilyetlikle mülk edinme koşulları açıklanmış "...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş yada hakkında gaiplik kararı verilmiş olan kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının (davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süre ile ve malik sıfatıyla) zilyedi de... mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" hükmünü getirmiştir.
Aynı kural yürürlükten kalkmış olan 766 sayılı tapulama kanununun 32/d ve halen yürürlükte bulunan 3402 sayılı kadastro yasasının 13/B-C maddesinde tekrarlanmıştır.
Bunun yanında; harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi;gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir.
Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Hal böyle olunca; öncelikle davacının tapu maliki ile irs ilişkisini gösterir veraset belgesini dosyaya ibrazının sağlanması, yukarıda değinilen ilkeler ışığında toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek tapunun hukuki kıymetini koruyup korumadığının açıklığa kavuşturulması; yaşlı ve yansız yerel bilirkişiler aracılığıyla yerinde yeniden keşif yapılarak açıklanan ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilecek uygulama sonucu tapuya kapsam tayin edilmesi, tarafların zilyetliğinin ne şekilde ve ne zamandan beri sürdüğünün kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ve uygulama ile yetinilip yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy