(1086 S. K. m. 376, 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, 1317 parselin 19.7.1958 tarihli satış işlemindeki imzanın murislerine ait olmadığını ileri sürerek, payları oranında tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar Dairece ... davanın sahtecilik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olduğu, 19.7.1958 tarihli sözleşmedeki imzanın davacıların murisine ait olmadığı, sözleşmenin sahtecilikle oluşturulduğu, sahteciliğe dayalı olarak her zaman dava açılabileceği, mahkemenin aradan uzun zaman geçmiş olması nedeniyle akde taraf olanların iyi niyetli olduklarının kabulünün kabul edilemeyeceği, ancak ikinci el konumunda olan kişilerin iyi niyet korumasından yararlanacağı, yargılama esnasında 6 nolu bağımsız bölümü satın alan dahili davalıların iyi niyetli oldukları, iyi niyet korumasından yararlanacakları, bu kişiler bakımından davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizliğin bulunmadığı, öte yandan sahtecilikle illetli bulunan sözleşmenin tarafı bulunan ve davalıların murisinin halefi olan davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi... gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma ilamına uyularak, mahkemece 1317 parsel 6 nolu daire ile ilgili kararın kesinleşmiş olduğundan karar verilmesine yer olmadığına, 1317 parselin davalılar M. Özdemir ve M. Yertutan adına kayıtlı bağımsız bölüm kayıtlarının iptaline, 4, 5 ve 7 nolu bağımsız bölümlerin tapularının iptaline, iptal edilen 3, 4, 5, 7 nolu bağımsız bölümlerin miras payları oranında davacılar adına tesciline 8 nolu bağımsız bölüm hakkında açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar, bir kısım davalılar vekilleri Avukat Ş. Turgut ve Avukat Y. Göktepe tarafından ayrı ayrı süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi U. Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Kısa kararın 5 nolu bendinde ... 7 nolu bağımsız bölüm hakkında feragat edilen davalı M. Yertutan adına kayıtlı olduğundan feragat nedeniyle reddine..., gerekçeli kararın 5 nolu bendinde ... davalı M. Yertutan adına kayıtlı uyulan bozma ilamına göre 7 nolu bağımsız bölümün tapu kaydının iptaline... kısa kararda olmadığı halde, gerekçeli kararın 6 nolu bendinde ... aynı parsel 8 nolu bağımsız bölüm hakkında davalı M. Sürkay hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine... denilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişkiye düşülmüştür.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy