(4721 S. K. m. 683, 688, 706) (818 S. K. m. 213) (6762 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, paydaşı bulunduğu 57 parsel sayılı taşınmaza davalının duvar çekmek ve ağaç dikmek suretiyle haksız müdahale de bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, çekişmeli taşınmazın öncesinde hazineye ait olduğunu satın almak amacıyla duvar yaptırıp ağaç diktiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kayden davacının paydaşı bulunduğu taşınmaza davalının duvar çekmek ve ağaç dikmek suretiyle el attığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye özellikle davacının paydaşı bulunduğu çekişme konusu taşınmaza davalının haklı ve geçerli bir neden bulunmaksızın duvar çekmek ve ağaç dikmek suretiyle el attığı belirlendiğine göre davanın kabul edilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
Ne var ki, temyiz dilekçesi eki tapu kayıt suretinden hükümden sonra ve temyiz aşamasında davalının dava dışı paydaş Nuri'den bağış yoluyla pay edindiği anlaşılmaktadır.
O halde, davanın paydaşlar arasında çekişmeye dönüştüğü gözetilerek taraflar arasındaki çekişmenin Medeni Kanunun 688 ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi gerekeceği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK. nun 706, BK. nun 213, TK. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ahde vefa kuralının yanında MK. nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, ondan sonra bir hüküm kurulması gerekmektedir. Davalının temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy