(3402 S. K. m. 27)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kadastroca davalı adına tespit gören 68 parsel sayılı taşınmazın dayanak tapu kaydının 2510 Sayılı Yasa uyarınca verildiğini, miktarı ile geçerli olduğunu tespitte 13890 m2 fazla yer belirlendiğini ileri sürerek tespitin iptali ve hazine adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, çekişme konusu taşınmazın tapu kapsamında kaldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın sınırlarının kadimden beri değişmediği az bir miktarın fazla olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, kadastro tespiti sırasında çekişmeli parsele uygulanan tapu kayıt miktar fazlasının hazineye ait olduğundan bahisle tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, özellikle çekişme konusu 68 parsel sayılı taşınmaza ilişkin kadastro tutanağından kadastro tespitinin 17.2.1976 tarihinde yapıldığı, komisyonca 9.9.1981 tarihli kararla taşınmazın davalıların miras bırakanı Fazlı adına tesciline karar verildiği, eldeki davanın ise Kadastro Mahkemesine hitaben yazılan dilekçe ile 12.1.1981 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davaya Genel Mahkeme (Asliye Hukuk) sıfatıyla bakılarak karara bağlanmıştır.
Oysa eldeki dava tutanağın tanzim tarihinden sonra ve fakat askı ilanından önce açıldığına göre, davanın kadastro tutanağına itiraz niteliği taşıyacağı yargısal uygulamalarla benimsenen bir kuraldır. (HGK, 11.12.1985 T. 1050 sayılı karar, keza 7.H.D. 26.1.1988 tarih 1987/487 esas, 1988/539 sayılı karar)
O halde, dava tarihinde tutanak henüz kesinleşmediğine göre taraflar arasındaki çekişmenin giderilmesi genel mahkemenin görevi kapsamında olmayıp kadastro Mahkemesinin görev alanı içinde bulunmaktadır. Bilindiği üzere görev kamu düzeniyle ilgili olup, mahkemece davanın her safhasında kendiliğinden gözetilmesi gereken bir usul kuralıdır.
Hal böyle olunca, davanın 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 27. maddesi gereğince Kadastro Mahkemesine devrine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere işin esasına ilişkin hüküm kurulması doğru değildir. Davacı hazinenin temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy