(4721 S. K. m. 683, 684) (3194 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden maliki bulunduğu 730 (yeni 274 ada 6) parsel sayılı taşınmaza davalının taşkın bina yapmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesine, tecavüze konu bölümün yıkımına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, kendi taşınmazına yaptığı binanın parseldeki kaymalar nedeniyle davacı taşınmazına taşkın olduğunu öğrendiğini, iyi niyetli olduğunu, yargılama sırasında yapılan imar uygulaması ile taşınmazda paydaş olduğunu belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazda yapılan imar uygulaması sonucunda tarafların paydaş olduğu gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi E. Küçüksözen'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacı hazinenin maliki bulunduğu 730 parsel sayılı taşınmaz yönünden tapu kaydına dayalı olarak istekte bulunduğu, ancak yargılama aşamasında taşınmazın olduğu yerde yapılan imar uygulaması ile taşkın inşaatın bulunduğu yerin yeni bir imar parseline dönüştürüldüğü, 6 parsel numarasını alan imar parselinde davacı hazine ile davalının paydaş kılındıkları görülmektedir.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus MK. nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Hal böyle olunca, oluşan imar parseli yönünden yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle araştırma yapılması, soruşturmanın tamamlanması, ondan sonra karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy