(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 236 ada 16 parsel sayılı taşınmazına davalı belediyenin inşa ettiği çeşmenin atık sularını, diğer davalının da evinin atık sularını akıtmak suretiyle müdahale ettiklerini ileri sürüp; elatmanın önlenmesine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davayı kabul etmediklerini belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı belediyenin atık su nedeniyle davacı taşınmazına müdahale ettiği, diğer davalının ise taşınmaza bir müdahalesinin bulunmadığı, müdahalenin ispat edilmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Emine Küçüksözen'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davalı belediyenin yaptırmış olduğu çeşmenin atık su kanalının yer altından 57 metre mesafeye kadar döşendiği, daha sonrada açıktan davacının taşınmazının yanından akmaya devam ettiği, diğer davalı Hamit'inde atık su (kanalizasyon) borusunu, belediyenin yaptırmış olduğu aynı yeraltı kanalına bağladığı, açıktan akan atık suların davacı taşınmazına zarar verici nitelikte bulunduğu, zararın giderim biçimi bakımından alınacak önlemlerin bilirkişilerce belirlendiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, her iki davalı hakkında da bilirkişinin alınması gerektiğini bildirdiği önlemlerden uygun olanına karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy