(4721 S. K. m. 634) (3402 S. K. m. 26) (818 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, müşterek miras bırakan babası Mehmet Özbal'ın evlilik dışı ilişkisinden doğma kızı olduğunu, babasının dava konusu 4,5 ve 12 sayılı parsellerini mal kaçırmak amacıyla muvazaalı biçimde daha önce ölen eşine ve ondan olma davalı çocuklarına devrettiğini ileri sürmüş, payı oranında tapu iptali-tescil istemiştir.
Davalılar, taşınmazların bedellerini ödeyerek satın aldıklarını, ayrıca miras bırakanın davacıya 6 nolu parselden 4 adet dükkân satın alıp onun adına tescil ettirdiğini belirtmişler ve davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 25.1.2005 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat Hüseyin Sorgucu ile temyiz edilen vs. vekili Avukat Turgay Karagözlü geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davaya konu 4911 ada 4 ve 5 sayılı parsellerle,8246 ada 12 sayılı parselin tarafların müşterek miras bırakanı adına kayıtlı iken intifa hakları üzerinde bırakılarak 4 sayılı parselin miras bırakanın eşine 5 sayılı parselin de davalılara 25.11.1982 tarihinde;12 sayılı parselin ise 26.11.1982 tarihinde yine davalılara satış gösterilmek suretiyle devredildikleri, sonradan aralarında gerçekleşen temlikler sonucunda 4 ve 12 parsellerin davalılar Yalçın ve Çetin,5 sayılı parselin de davalı Metin üzerinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Davalılar, savunmalarında açıklanan temliklerin bedel karşılığında olduğunu söylemişlerse de dosya kapsamına göre yapılan satışlar nedeniyle bir bedel ödenmediği sonucuna varılmaktadır. Ödeme belgesi olarak sunulan senetlerin akit tarihinden çok sonrasına ait bulunduğu sabittir. Diğer taraftan bu senetlerin temlik karşılığı oldukları da ispatlanmış değildir.
Bunun yanında, davalılar ödeme savunmaları yanında miras bırakanın davacıya da bir kısım taşınmazları mal ettiğini belirtmişler, ne var ki mahkemece bu savunma üzerinde durulmamıştır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınması böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren Avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400.000.000 TL. duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.01.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy