(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 13) (766 S. K. m. 32)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, tapu kaydı ve zilyetliğe dayanarak davalıların dava konusu iki parça taşınmazına elattıklarını ileri sürmüş, haksız elatmalarının önlenmesini istemiştir.
Davalılar, babalarının bu taşınmazları davacının babasından noter senedi ile satın aldığını ve o zamandan beri zilyetliklerinde bulunduğunu söyleyerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, taşınmazların 1944 yılında noter senedi ile davalıların murisine satıldığı, o tarihten bu yana murisleri ve davalıların zilyetliklerinin süregeldiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi M. Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kaydı ve zilyetliğe dayalı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, davacının dava dilekçesinde delil olarak tapu kaydını da gösterdiği, ilk duruşmada taşınmazlara ait tapusu bulunduğunu söylediği, 23.6.2003 tarihli dilekçe ekinde de tapu kayıt fotokopileri ibraz ettiği, ne var ki, mahkemece bu husus üzerinde yeterince durulmadığı, kayıtların getirtilmediği, keşifte de herhangi bir tapu uygulaması yapılmadığı, son duruşmada sunulan tapu kayıt tercümesinin de davayı uzatmaya yönelik olduğu biçiminde değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisin deki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Bunun yanında; maliki, ölen veya gaipliğine hükmedilen yahut kim olduğu anlaşılamayan tapu kaydında yazılı taşınmaz, kazandırıcı zaman aşımı ile mülk edinmeye elverişli bir nitelik taşır. Başka bir anlatımla sonraki malikler mülkiyet hakkını işletip tapu kaydını kendi üzerlerine intikal ettirmek suretiyle tapu sicilinin açıklık (aleniyet) ilkesinden yararlanır duruma gelmedikçe üçüncü kişilerin o taşınmaz hakkında zilyetlikle mülk edinme yolu açık kalır. Medeni Kanunun 713/2 maddesinde tapulu bir taşınmazın zilyetlikle mülk edinme koşulları açıklanmış ...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş yada hakkında gaiplik kararı verilmiş olan kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının (davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süre ile ve malik sıfatıyla) zilyedi de... mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir... hükmünü getirmiştir.
Aynı kural yürürlükten kalkmış olan 766 sayılı tapulama kanununun 32/d ve halen yürürlükte bulunan 3402 sayılı kadastro yasasının 13/B-C maddesinde tekrarlanmıştır.
Somut olayda, açıklanan ilkelerin gözetildiğini ve hükme yeterli bir soruşturma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, davacının dayandığı tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte getirtilmesi, yaşlı ve yansız yerel bilirkişiler aracılığı ile yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde yerinde yeniden keşif yapılarak kayıtların uygulanması, uzman bilirkişiye keşfi tam olarak yansıtan krokili rapor düzenlettirilmesi ayrıca toplanan deliller dikkate alınmak suretiyle tapu kaydının hukuki kıymetini yitirip yitirmediğinin de tartışılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy