(4721 S. K. m. 683, 722)
Dava : Taraflar arasında görülen davada;
Davacı ( karşı davalı );adına 8 ve 11 sıra numaralarıyla tapuda kayıtlı iki adet taşınmazın kadastro tespitlerinde 514 ada 3 nolu parsele revizyon gördüğünü, daha sonra Kadastro Mahkemesi'nin ilamıyla bu taşınmazdan 3882.63 m2'lik kısmın ayrılarak davalı hazine adına tescil edildiğini, ancak, tapuya dayalı ve aplikasyonunu yaptırdığı taşınmazlarda inşaata başladığını ve 1999 yılında yaptığı her biri iki daireden oluşan dört adet binanın hazine adına tescil edilen 514 ada 77 parsel sayılı taşınmaz içinde kaldığını, iyiniyetli olup, binaların arsadan çok daha fazla değerli olduğunu ileri sürerek; binalara isabet eden kısmın tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı ( karşı davacı );çekişmeli taşınmaz hakkında önce davacının açtığı mesaha tashihi davasının retle, sonra hazinenin açtığı tescil ve el atmanın önlenmesi davasının kabulle sonuçlandığını, 10 yıldır devam eden davalar nedeniyle davacının dava konusu yerin kendisine ait olmadığını bildiğinden iyiniyetli olmadığı gibi arsanın da binalardan daha değerli olduğunu belirterek;davanın reddini savunmuş, karşı davasında; 514 ada 77 parsel sayılı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuştur.
Mahkemece;davacının iyiniyetli olmadığı, taşkın ve haksız inşaatlar yaptığı, ancak haksız inşaat niteliğindeki binaların yıkımının fahiş zarar meydana getireceği gerekçesiyle; davanın reddine, karşı davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hâkimi Sevinç
Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, kooperatif tarafından hazine aleyhine açılan temliken tescil, birleştirilen dava; elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece; temliken tescil isteğinin reddine, birleştirilen el atmanın önlenmesi davasının kabulüne, yıkım isteğinin ise, taşkın bölümler yönünden kabulüne, tamamı çekişmeli taşınmaz üzerinde kalan binaların ise yıkımının aşırı zarar doğurduğundan söz edilerek bu talebin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre, temlik davacısının mülkiyet uyuşmazlığının devam ettiği dönemde yıkım konusu inşaatları yaptığı, böylece iyiniyetli olmadığı saptandığından, taşkın kısımların yıkımına karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Temlik davacısının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Hazinenin temyizine gelince, bilindiği üzere; Medeni Kanunun 722/2 maddesinde; ( ..Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir. )hükmüne yer verilmiştir
Hemen belirtilmelidir ki, yasada " yıkımda aşırı zarar kavramı" tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 722/2 maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın göz ardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki binanın davacı arsa sahibi yönünden de ( sübjektif olarak ) değerlendirilmesi ve hak ( yarar ) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir.
Öte yandan, kural olarak kal'in ( yıkımın ) fahiş zarar doğurup doğurmayacağının taktiri hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden ( fahiş zarar doğup doğmayacağı yönünden ) hakimi bağlamaz. Değinilen ilke uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunmaktadır. ( HGK. 20.3.1996 tarih, 1996/1 esas, 1996/177 karar, 24.4.1996 tarih, 1996/1-154 ).
Somut olaya yukarda açıklanan ilkeler gözetilerek bakıldığında yıkımı istenen ve fenni bilirkişi rapor ve krokisinde D.E, F harfleriyle gösterilen binaların özellikleri ve nitelikleri ile uyuşmazlığın devam ettiği süre içinde yapılmaları nedeniyle iyiniyetin söz konusu olmadığı ve esasen henüz tamamlanmamış binalarda hazinenin sübjektif yararlanmasının mümkün olmadığı açıktır.
Hal böyle olunca, D, E, F ile işaretli binaların da yıkımına karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 8.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy