(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden paydaşı bulunduğu 425 ada 35 parsel sayılı taşınmaza davalının kullanmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesine, taşınmazdan tahliyesine ve 100.000.000 TL. ecrimisilin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazda paydaş olduğunu, taşınmazda kiracı olmayıp hak sahibi bulunduğundan tahliyesinin istenemeyeceğini, mirasçılar arasında fiili ve rızai taksim yapılmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının dava konusu taşınmazı davacının kullanmasına engel olduğu, taşınmazı tüm iştirak halinde maliklerin kullanma hakkı bulunduğu, ecrimisilden feragat edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Emine Küçüksözen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, tahliye ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne, ecrimisil isteminin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir.
Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK. nun 706, BK.nun 213, TK. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında MK. nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; çekişmeli 35 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu, taşınmazda taraflarla birlikte başkaca paydaşların da bulunduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan davacının paydaşı bulunduğu bu yerden davalı tarafından yararlandırılmadığı da sabittir. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Sonuç: Hal böyle olunca; belirlenen bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirilmek suretiyle davacının payına yönelik elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru bulunmadığı gibi davada talep olunan ecrimisil isteği reddedildiğine göre reddedilen bu meblağ gözetilerek davalı vekili yararına avukatlık parasına hükmedilmemiş olması da isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları belirtilen sebeplerle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy