(1086 S. K. m. 381, 388, 389)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı Y. Kolektif Şirketi vekili, 450 parseli üzerindeki muhdesatlarla İ. Meşrubat ve Gıda Sanayiye ait iken icradan satın aldığını, taşınmaza A. Polat'a ait M. Mobilya Ağaç Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi tarafından el atılıp kullanılmakta olduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi ile şimdilik 3 milyar TL. ecrimisilin tahsilini, diğer açılan davanın reddini istemiştir.
Davacı S. Öktem, dava konusu 450 parseldeki muhtesatın kendisine ait olduğunu, kendisi ve diğer davacının 450 parselde paydaş bulunduğunu davacının payını kendisinden sonra aldığını, M. Mobilyaya kiraya verdiğini belirterek, Y. Kolektif Şirketinin açtığı davanın reddine, muhtesatın kendisine ait olduğunun tespitine, Y. Kolektif Şirketin elatmasının önlenilmesine ve M. Mobilya Şirketinin kiracısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı A. Polat ve M. Mobilya Şirketi taşınmazda kiracı olduklarını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kiracı M. Mobilya Limitet Şirketinin elatmasının önlenilmesine, ecrimisil isteğinin reddine, davacı S.'nın paydaş olduğunun tespitine, A. Polat aleyhine açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar ve davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi H. Çelik'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Mahkemece, kurulan kısa kararda elatmanın önlenilmesi davasının kabulüne, ecrimisil davasının reddine ve S. Öktem (Şenoymak)'ın taşınmazda paydaş olduğunun tespitine karar verilmiş, gerekçeli kararda ise elatmanın önlenmesi davasının kabulüne, Öktem'in paydaş, davalı M. Mobilya Limitet Şirketinin kiracı olduğunun tespitine denilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy