(4721 S. K. m. 2, 3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakanı A.'e ait bulunan 180, 183, 327, 435, 522, 888 ve 1604 parsel sayılı taşınmazların, kendisinden mal kaçırmak amacıyla K. Çağan tarafından muristen alınan vekaletname ile muvazaalı olarak davalılara satış suretiyle temlik edildiğini ileri sürerek tapu iptal tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, satışların gerçek olduğunu, iyi niyetli 3. kişi durumunda bulunduklarını bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, miras bırakanın yaşlı ve bakıma muhtaç durumda iken ihtiyaçları nedeniyle taşınmazları sattığı davalıların iyi niyetli 3. kişi oldukları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından, süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi S. Akyol'un düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava tapu iptal, tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; davacının miras bırakanı A.'in K. Çağan'a verdiği 7.11.1996 tarihli vekaletname ile 183 ve 327 parsellerin 15.2.1996 tarihli akit ile davalı K. Toraman'a; 180, 522 ve 888 parsellerin 10.11.1997 tarihli akit ile davalı N. Kabak'a; 435 parselin 08.11.1999 tarihli akit ile, 1604 parselin ½ payında 10.10.2000 tarihli akit ile davalı F. Şahan'a satıldığı, 403 parselin sonradan 8.11.1999 tarihinde davalı F. tarafından davalı F. Şahan'a temlik edildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi içeriğinden de davada davacının miras bırakanına ait çekişmeli taşınmazların vekil eliyle satışının vekaleten temsil yetkisinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiğinin ileri sürüldüğü açıktır.
Bilindiği üzere Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde ... vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda, vekil aracılığıyla yapılan temliklerin vekilin yakınlarına yapıldığı, satış bedelleri ile saptanan gerçek bedeller arasında aşırı bir oransızlık bulunduğu, bedel ödeme savunmasının belgeye dayalı olarak kanıtlanamadığı görülmektedir.
Belirlenen bu olgular yukarda açıklanan ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde vekilin temlikleri vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği, kayıt maliki davalılarında vekil ile işbirliği içerisinde bulundukları sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy