(4721 S. K. m. 522, 539) (01.04.1974 Tarih 1/2 Sayılı YİBK)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakanı İlhami'nin 2. eşi olduğunu ve 1995 yılında evlendiklerini, 1267 parsel sayılı taşınmazı mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak 24.12.1985 tarihinde 1. eş olan Feriha'ya sattığını, taşınmazın yine muvazaalı olarak 3 kez daha devir görerek İlhami'nin gelini olan davalıya satış suretiyle devredildiğini belirtip, miras payı oranında iptal tescil istemiştir.
Davalı, murisin satış tarihinde davacı ile evli olmadığını ve mal kaçırmak amacının da olamayacağını, satışların gerçek olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakanın taşınmazı 1985 tarihinde ilk eşi Feriha'ya sattığı ve davacı ile 1995 yılında evlendiği satış tarihinde davacıyı zarara uğratmak amacının da olamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ö. Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden miras bırakanın çekişme konusu 1267 parsel sayılı taşınmazı 24.12.1985 tarihinde dava dışı ilk eşi Feriha'ya temlik ettiği, anılan taşınmazın bilahare yapılan işlemlerle davalı adına intikal ettirildiği, ilk temliki işlemin tarafı Feriha'nın 1994 yılında öldüğü, miras bırakanın davacı ile 1995 yılında evlilik ilişkisi kurduğu, 5.11.1999 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Keza ilk temlikin yapıldığı tarih itibariyle miras bırakanın başkaca mirasçılarının da bulunduğu da sabittir.
Mahkemece, açılan dava taşınmazın ilk temliki tarihinde mirasçılar arasında bulunmayan davacı yönünden zarar unsurunun oluşmayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Burada çözüme kavuşturulması gereken husus, davaya konu temliki işlemin yapıldığı tarihte başkaca mirasçıların varlığına karşın; o tarih itibariyle mirasçı sıfatını henüz kazanmayan, ancak murisin ölüm gününde mirasçı olan kişi yönünden 01.04.1974 tarih 1/2 Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulup bulamayacağı ve o kişi (davacı) tarafından işlemin iptali davasının açılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığı doğuran İnançları Birleştirme Kararında (bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malını gerçekte bağışlamak isteği halde, tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıkladığının gerçekleşmesi durumunda, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların görünürdeki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ve gizlenen bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri; bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için düzenlenen Medeni Kanunun 507 ve 603. Maddelerinin sağladığı haklara etkili olamayacağı) öngörülmüştür. Gerek kararın gerekçesinden, gerekse bağlayıcı olan sonuç bölümünden böyle bir davanın yalnızca temliki işlemin yapıldığı tarihte mirasçılık sıfatını taşıyanların açabileceğini kabul edebilmek olanağı yoktur. Aksine, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar denerek o tarihte (temlik tarihinde) mevcut ve sonradan ortaya çıkabilecek mirasçılar bakımından ayrım yapılmış değildir. Kararın bir kimsenin mirasçısını sözcükleriyle başlatılması mal kaçırma amacını ortaya koymak içindir.
Hemen belirtmelidir ki, Borçlar Kanununun 18. maddesinde deyimini bulan muvazaa (... tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır...) şeklinde tanımlanabilir. Bilindiği gibi muvazaa iki türlü olabilir; taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; ya da taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla başka bir işlemin kurulduğu görünümünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar (hukuk Genel Kurulu 04.05.1960 gün ve 2/24 E.-24 K. Hukuk Genel Kurulu 03.06.1964 gün ve 2/422 E. 398 K. Hukuk Genel Kurulu aynı gün 2/335 E.-397 K. Hukuk Genel Kurulu 04.05.1966 gün ve 2/406 E.-132 K. Hukuk Genel Kurulu 22.12.1982 gün ve 13/1905 E.-966 K.) Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar; görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından ötürü herhangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem (bağış) dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir (MK. Md.634. BK. Md.213. 2613 Sayılı Kanun Md.26) Müeyyidesi mutlak butlan olan ve başlangıcından itibaren hükümsüzlük ifade eden işlem icazet (onay) ile ya da zaman geçmekle geçerlilik kazanamayacağına göre, işlemden sonra mirasçılık sıfatını alan kişiler için geçerli hale gelemez. Bu tür işlemlerde temlike konu tapulu taşınmaz ya da taşınmazların mülkiyeti yararına temlik yapılana şeklen nakledilmiş gözükse de, gerçekte miras bırakanın mal varlığından (terekesinden) çokmuş sayılamaz. Diğer bir anlatımla, 01.04.1974 tarih ½ Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanmasını zorunlu kolan işlemlerde miras bırakanla gerçekte kendisine bağış yapılan kişi, öğretide kollusion denilen hileli anlaşma yoluna başvurmakta bağışı satış gibi göstermektedirler. Bütün hukuk sistemlerinin benimsediği temel ilke uyarınca, hiç kimse kendi yaptığı hile anlaşmadan ve haksızlıktan kısmen de olsa kendisine çıkar sağlayamaz (Nullus Commodum Capere Peteat ex usus insuria propria). Öte yandan, mirasçılık sıfatı önlemle doğar (MK. m. 522). Miras açılınca mirasçılar onun tamamına sahip olurlar (MK. m. 539) Öyle ise olayda, 01.04.1974 tarih 1/2 Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulabileceği ve davacının da değinilen karara dayanarak dava açabileceği kabul edilmeli; İşin esasının araştırılması suretiyle sonucu doğrultusunda bir hüküm kurulmalıdır.
Hal böyle olunca, iddia ve savunma gözetilmek suretiyle bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy