(1086 S. K. m. 376, 388, 389)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı karşı davalı, kayden maliki olduğu 16 parsel sayılı taşınmazını davalıların işgal ettiklerini ileri sürüp, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Recep, davaya cevap vermemiştir.
Davalı Osman (karşı davacı), davanın reddini savunmuş, 1995 yılında boşandığı eşi olan davacının 1992 yılında evi terk ederken altınlarını, parasını ve kızının çeyizlik eşyalarını aldığını ileri sürerek, toplam 3.500.000.000.TL tutarındaki meblağın iadesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı Osman vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Mahkemece, kısa kararda ... davacı N. Ada'nın ecrimisil talebinin kısmen kabulüne, usulüne uygun şekilde karşı dava açılmamış olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına... gerekçeli kararda ise, müdahalenin men'ine, taşınmazdan tahliyelerine, 100.000.000.TL. ecrimisilin dava tarihi olan 16.4.2001 tarihinden itibaren hesap edilecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, davacının fazlaya dair talebinin reddine, ... şeklinde kısa karara çelişki olarak gerekçeli karar yazılmıştır.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy