(3402 S. K. m. 12) (2859 S. K. m. 4) (766 S. K. m. 31)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 153 parsel sayılı taşınmazın adına yenileme kadastrosu ile 247 parselinde hazine ve mera vasfı ile tespit ve tescil edildiğini, oysa ilk tesis dayanak tapusunun doğu sınırında yol sınırının bulunduğunu, kendi taşınmazı ile yol arasında kalan, tahminen 3, 5, 4 dönümlük kısmın haksız olarak, hazineye verildiğini ileri sürerek davalı hazineye ait 247 parselin bu kısmının tapusunun iptaliyle adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüyle, davacını tapu kaydı kapsamında kalan kısmın tapusunun iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi U. Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davaya dayanak yapılan tapu kaydının 3.1.1967 tarih 5 sıra nosu ile davacının önceki kayıt maliki adına tesis edildiği, 3675 m2 miktarında bulunduğu, daha sonra bu yerde 1977 yılında yapılan kadastro tespitiyle anılan kaydın 555 parsele revizyon gördüğü ve 5000 m2 miktarı ile davacının bayii ve 3.kişi adına paylı olarak tescil edildiği, anılan tespitin kesinleştiği, bilahare taşınmazın 2859 sayılı yenileme kadastrosuna tabi tutularak bu kez 3642 m2 yüzölçümüyle iskan kaydı miktarı ile davacı ve paydaşı adına sicil oluştuğu anlaşılmaktadır.
1977 yılında yapılan kadastro tespiti çekişmeli taşınmazın geometrik, hak durumunu belirlemiş, bu tespit kesinleşmiştir. 766 Sayılı Yasanın 31. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürede davacı bakımından geçmiştir. Bu tespite karşı gerek tespit kayıt maliki gerekse hazine tarafından yasal sürede itiraz edilmemiştir. Öyle ise, davacıların dayanak tapuya göre isteyebilecekleri hakların kadastro tespiti ile oluşan çap kaydı kapsamı ile sınırlı bulunacağı kabul edilmelidir.
Diğer taraftan, 2859 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükmü gözetildiğinde, yenileme işlemi ile taşınmazların mülkiyet durumlarında değişiklik yapılamayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davada dayanılan hukuki sebepte gözetilerek, davacı isteğinin, kesinleşen kadastro tespitindeki miktarla sınırlı olarak kabulüne karar verilmesi gerekirken 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/4 maddesi gereğince işleme tabi kayıt olma niteliğini yitiren önceki tapu kaydına itibar ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Öte yandan taşınmazda davacı dışında başka paydaşlar bulunduğu gözetilmeksizin onların payının da davacıya mal edilmesi şeklinde hüküm kurulmasında da isabet yoktur.
Sonuç: Davalı hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy