(4721 S. K. m. 683) (2981 S. K. m. 10)
Dava : Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, şuyulandırma sonucu maliki bulundukları 4 ve 5 parsel sayılı taşınmaza, imar uygulamasından önce, 146 parsel üzerinde bulunan pasajın 82 m2'lik kısmının kendilerine ait imarın 4 ve 5 nolu parselleri içinde kaldığını, ayrıca bir kısım dükkanların 4 ve 5 parseldeki binanın garaj girişine tekabül etmesi nedeniyle oturma ruhsatı alınmadığını ileri sürüp, enkaz bedelinden payına düşen kısmın davalıya ödenmesi suretiyle elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, iyiniyetli malik olduğunu belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Berna Dizdaroğulları Koç'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, imar parseline elatmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın idari yargıda açılması gerektiği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın ( mütemmim cüz'ün ) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus MK.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça ( mütemmim cüz ) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça ( mütemmim cüz ) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça ( mütemmim cüz ) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğu duymuştur.
Somut olaya gelince, kayden davacılara ait bulunan 4 ve 5 parsellerin imar şuyulandırma işlemi ile oluştuğu tecavüzlü durumun da imar uygulaması sonucu ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. İmar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari karar ayakta olduğuna ve bu karara yönelik bir istek de bulunmadığına göre çekişmenin adli yargı yerinde çözüme kavuşturulması gerekeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, işin esasına girilerek, yukarıdaki ilkelere göre araştırma ve inceleme yapılarak, tespit edilecek kaim değeri mahkeme veznesine depo ettirilmesi ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene gere verilmesine 10.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy