(1086 S. K. m. 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı,dava konusu 3, 7, 11, 19, 29 parsel sayılı taşınmazlarda paydaş olduğunu, davalının dava konusu taşınmazlara haksız olarak el attığını İleri sürerek, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu taşınmazlara el atmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, el atmanın önlenmesi isteği yönünden, konusuz kalması nedeniyle hüküm verilmesine yer olmadığına, ecrimisil isteğinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalılar vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Uğur Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK'un 376. maddesine göre, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle, sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK'un 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HUMK'un yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, "yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması" ilkesi ile de bağdaşmaz.
Kısa kararda bulunmamasına rağmen, gerekçeli kararda "men' i müdahale isteğinin konusuz kalması nedeniyle hüküm verilmesine yer olmadığına" denilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir. Hal böyle olunca, hükmün 10.04.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA; alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy