(1086 S. K. m. 159, 163)
Dava: Davacılar, muris annesi 90 yaşında iken 1696, 560, 1143, 679, 1592 ve 1364 parsel sayılı taşınmazlardaki payını bedelsiz olarak davalılara devir ettiği halde işlemin satış şeklinde yapıldığını, murisin bu muvazaalı işlemleri yaparken ehliyetinin de bulunmadığını, bu nedenlerle tapunun iptali ile tüm mirasçılar adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın yersiz açıldığını, taşınmazların muris nineleri tarafından kendilerine gerçekten satıldığını, satış sırasında ninelerinin fiil ehliyetinin bulunduğunu, muvazaa bulunmadığını bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı ve davalıların delillerini ibraz etmeleri için 15 günlük kesin süre verildiği, davacının bu süreye uyup delillerini ibraz etmediği ve bu nedenle davasını da ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından duruşmalı süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Hüseyin Çelik'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi duruşma giderleri ödenmemiş olduğundan duruşma isteğinin reddine karar verilip gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kesin mehile riayetsizlikten bahisle reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle HUMK.nun 159. maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı yasanın 163. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.
Somut olayda, davacı iptalini istediği kayda ilişkin bilgileri ve delillerini dava dilekçesinde ve yargılama aşamasında 29.11.2002 tarihli dilekçesinde bildirmiştir. Bu beyanında teker teker tanıklarının adlarını da saymıştır.
Davada ileri sürülen sebebe dayalı iddianın her türlü delille ( tanık dahil ) ispat edilebileceği kuşkusuzdur. Mahkemece, davacıya tüm delillerinin ibrazı için ara kararı kurulmak suretiyle mehil verilmiş ise de verilen mehlin ibrazı gereken deliller yönünden açıklık taşımadığı, ayrıca yukarıda belirtilen usul kurallarına uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davacıya ne gibi delilleri ibraz etmesi gerektiği yolunda ve yukarıda ilkeleri kapsar biçimde ara kararı kurulmak suretiyle mehil verilmesi, mehle riayetsizliğin sonuçlarının hatırlatılması ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 8.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy