(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (YHGK 12.10.2005 T. 2005/1-527 E. 2005/579 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakanlarının mirastan mal kaçırmak amacıyla 421 ve 4095 parsel sayılı taşınmazları davalı Ziya'ya 3725 parsel sayılı taşınmazı davalı İsmail'e, 218 parseldeki 1 nolu bağımsız bölümdeki 1/2 payını davalı Metin'e, diğer 1/2 payını davalı Fadime'ye muvazaalı olarak satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek payları oranında tapu iptal, tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların bedeli karşılığı satıldığı, temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; miras bırakan Kadir'in çekişme konusu 421 ve 4095 parsel sayılı taşınmazları torunu Ziya'ya, 3725 parsel sayılı taşınmazı torunu Ziya'nın kayınbiraderi İsmail'e, 218 parseldeki 1 nolu bağımsız bölümün 1/2 payını oğlu Metin'e, diğer ½ payını Metin'in eşi gelini Fadime'ye satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince miras bırakanın davalı oğlu ile son yıllarında birlikte oturduğu, köyde bulunan taşınmazların davalılar tarafından tasarruf edildiği, taşınmazların keşfen saptanan değerleri ile satış bedelleri arasında aşırı oransızlık bulunduğu, muris Kadir'in birbirine yakın ve aynı tarihlerde taşınmazlarının en değerli olanlarını satması için geçerli bir neden bulunmadığı, davalıların taşınmazların bedellerini ödedikleri yolundaki savunmalarının kanıtlanamadığı görülmektedir.
Saptanan bu olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakan tarafından yapılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy