(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 18, 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, murislerinin 404 parsel sayılı taşınmazını muvazaalı olarak önce Cemile'ye sattığını, Cemile'nin de murisin kızı Necla'ya devrettiğini, tüm bu temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek haksız açılan davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla devredildiğinin ispat edilemediği gibi zamanaşımının da geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi U. Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden çekişme konusu 404 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan tarafından 18.3.1987 tarihli akitle ve satış yoluyla dava dışı Cemile'ye, onun tarafından da 7.5.1987 tarihinde kızı Necla'ya temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Değinilen ve dava dilekçesinde ileri sürülen iddianın içeriğine göre davada 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında tanımlanan muris muvazaası hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır. İfade edilen İnançları Birleştirme kararında da belirtildiği üzere mutlak butlanla sakatlığı ileri sürülen işlem yönünden çekişmenin bir süreye bağlı olmaksızın dava konusu yapılabileceği açıktır. Bu husus öğreti ve uygulamada ortaklaşa kabul edilmiştir. Öyle ise, davada Türk Medeni Kanununun 559. maddesinin uygulama yeri bulamayacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca; açılan davanın süresinde olduğu kabul edilerek toplanan delillerin yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy