(4721 S. K. m. 683)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, kayden paydaşı bulundukları 5 parsel sayılı taşınmazda yaptıkları inşaatla ilgili olarak davalıların devamlı şikayetlerde bulunduklarını kendi yapılarına pencere açmak ve pencereden çöp atmak suretiyle komşuluk hukukuna aykırı hareket ettiklerini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı N., davanın reddini savunmuş diğer davalılar davaya yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı N. Aşkın vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ş. D. İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, komşuluk hukukuna aykırılık teşkil ettiği ileri sürülen pencerelerin kapatılmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden davacının kat maliki olduğu 5 parsel sayılı taşınmaza komşu davalının kat maliki bulunduğu 6 parseldeki 7 nolu bağımsız bölüme imara aykırı olarak pencere açtığı sabittir.
İmara aykırılığın komşu taşınmaza bir zarar vermediği sürece idari yaptırımı ve İdari Yargıyı ilgilendireceği tartışmasızdır. Davacı, davalının yapısında açtığı pencereler yoluyla kendisine zarar verdiğini iddia etmiştir. Ne var ki, mahkemece bu konu üzerinde yeterince durulmamıştır.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle davalı tarafından taşınmazına açılan pencerenin, davacıya ne gibi zarar verdiğinin konunun uzmanı olan bilirkişi aracılığı ile saptanması, zararın varlığı belirlendiği takdirde bilirkişiden bunun giderim tarzının sorulması ve buna hükmedilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy