(2942 S. K. m. 12, 19)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, çekişmeli taşınmazın Kamulaştırma Yasasının 19. maddesi gereğince açılan dava sonucunda, davalı D.S.İ. Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verildiğini, ancak tapusu kapsamında olup kendi zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürüp mülkiyetinin kendisine ait olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı D.S.İ Genel Müdürlüğü hakkındaki davanın husumetten reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılardan Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi A. S. Çalıkoğlu'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, mülkiyetin tesbiti isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden 18.8.1997 tarih 17 nolu tapu kaydının paylı mülkiyet üzere olduğu davacının anılan taşınmazda paydaş bulunduğu görülmektedir.
Anılan taşınmazda DSİ tarafından kamulaştırma yapıldığı ve taşınmazın bir bölümünün mülkiyetinin kamulaştırma gereği DSİ İdaresine geçtiği anlaşılmaktadır. Davacı, kamulaştırılan bu bölümün taşınmaz paydaşları arasında yapılan harici taksimle kendisine düştüğünü belirterek bu durumun tesbitini istemiştir.
Paylı mülkiyet üzere olan ve Türk Medeni Kanununun 688 ve takip eden maddeleri ile düzenlenen taşınmaz mülkiyeti itibariyle paylı taşınmazın tamamı üzerinde tüm paydaşların mülkiyet hakkı bulunduğu kuşkusuzdur. Eylemli taksim olgusunun mülkiyete değil, taşınmazın tasarrufuna yönelik olarak değer taşıyacağı düşünülmelidir.
Ne var ki, 2942 Sayılı Yasanın 12. maddesinin son fıkrası aynen kısmen kamulaştırılan paylı mülkiyete konu taşınmaz mal, evvelce paydaşlar arasında fiilen bölünerek bir veya birkaç paydaşın tasarruf ve yararlanmasına bırakılmış ve yapılan kısmi kamulaştırma bu yerin tamamını veya bir kısmını kapsıyor ise bu durumda kamulaştırmaya ilişkin işlemler sadece bu paydaş veya paydaşlar hakkında yürütülerek kamulaştırma bedeli payları oranında kendilerine ödenir. Pay veya paydaşların sadece bu kısım için dava hakları vardır. Taşınmaz malın kamulaştırılmayan kısmı üzerinde hakları kalmaz ve adları paydaşlar arasından çıkarılır. Kamulaştırılan bu yerler tapu sicilinde idare adına tescil olunur. Bu maddenin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıklar adli yargıda çözümlenir. hükmünü içermektedir.
Bu durumda; fiili kullanma biçiminin kanıtlanması halinde belirlenen tasarruf durumuna değer verileceği kuşkusuzdur. Öyle ise bu tür iddianın dinlenme olanağının bulunduğu kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca, diğer paydaşın davaya katılımının sağlanması, fiili taksime ilişkin toplanan ya da toplanacak tüm delillerin değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı ve eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davalı hazinenin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 08.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy