(4721 S. K. m. 462)
Dava : Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı, maliki bulunduğu 2 parsel sayılı taşınmazı davalı Ahmet'e olan borcundan dolayı ipotek koydurmak için anlaştıklarını, davalı Ahmet'in kendisinin ruh ve sinir hastalığından istifade ederek taşınmazı tapuda satış suretiyle üzerine geçirdiğini, ve 1/2 payını diğer davalıya temlik ettiğini, işlemin yapıldığı tarihte hukuki ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek tapu iptal, tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlar, birleştirilerek görülen dava ilede elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 4 İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre davacının satış tarihinde hukuki ehliyetinin bulunduğu, satış işleminin usulüne uygun yapıldığı, hile olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil birleştirilen dava el atmanın önlenmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden çekişme konusu 2 parsel sayılı taşınmazın, davacı adına kayıtlı iken 9.10.1998 tarih 4727 sayılı akıt ile üzerinde mevcut ipotek ile birlikte ve 100.000.000.TL. bedelle davalılardan Ahmet'e satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı yapılan bu temlikin ehliyetsizliğinden yararlanılarak hileli yollarla, gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür.
Mümeyyiz ve reşit olup kısıtlı bulunmayan gerçek kişiler dava ehliyetine sahiptir. Dosyada mevcut Adli Tıp Kurum 4.İhtisas Kurulunun 30.4.2003 tarihli raporu ile davacının akit tarihi itibariyle ehliyetli olduğu belirtilmiştir. Ne var ki davacı yargılama aşamasında Kütahya Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.4.2003 tarih 2002/1499 Esas 2003/343 Karar Sayılı ilamı ile hacir altına alınmış kendisine Nesibe vasi olarak atanmıştır.
Bu durumda davacının davayı takip yetkisinin ortadan kalktığı görülmektedir. Öyle ise davanın atanan vasi huzuruyla görülmesi zorunludur.
Hal böyle olunca Türk Medeni Kanununun 462/8. maddesi gereğince vasinin husumete izin almasının sağlanması ve davanın vasi huzuruyla görülüp, sonuçlandırılması gerekirken usulüne uygun taraf teşkili yapılmaksızın yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vasisinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene iadesine 9.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy