(818 S. K. m. 232) (4721 S. K. m. 676)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, ortak miras bırakanlarından kalan taşınmazların tapuda yapılan taksim sözleşmesini, 825 parsel sayılı taşınmazdaki payını davalıya vermesine karşılık çekişme konusu 267 parselin kendisine verilmesi hususunda anlaşmaları nedeniyle imzaladığını, ancak davalının 267 parseli kullanmasına engel olması üzerine tapu kaydının kendi adına değil davalı adına oluştuğunu öğrendiğini, davalının hilesi sonucu hataya düşerek taksim sözleşmesini imzaladığını ileri sürerek, tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuş, karşı davasında davacının kayden maliki bulunduğu 267 parsel sayılı taşınmazı haksız olarak kullandığını ileri sürerek ecrimisil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, asıl davanın kabulü ile 267 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı karşı davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ş. D. İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacı ve davalı ile dava dışı kişilerin kendilerine ortak miras bırakandan intikal eden taşınmazlar bakımından tüm iştirakçilerin katılımı ile Tapu Sicilinde yapılan 4.6.1990 tarih 1385 yevmiye numaralı sözleşme ile taşınmazların taksimini istedikleri ve anılan sözleşme uyarınca çekişme konusu 267 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tescilinin öngörüldüğü ve sicilin bu şekilde oluştuğu görülmektedir.
Sözü edilen sözleşmenin Türk Medeni Kanununun 676. maddesi ve takip eden maddeleri anlamında geçerli bir sözleşme olduğu tartışmasızdır. Davacı bu sözleşmenin çekişme konusu 267 parseli hakkındaki hüküm yönünden kandırıldığını ileri sürmüştür.
Tapu Sicilinde resmi sözleşmeye dayalı olarak yapılan tescilin iptali isteğinin aynı güç ve değeri taşıyan belge ile kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Davada dayanılan hukuki sebep yönünden tanık dahil her türlü delile dayanılması mümkündür. Ne var ki, dayanılan takdiri delillerin olaya uygun, bunun yanında sicile yönelik iddiayı güçlü olarak kanıtlar nitelikte bulunması gerekir.
Oysa bir kısım tanık anlatımlarından (F. Tunca'nın anlatımları) akdin, tarafların gerçek iradelerine uygun olarak düzenlendiği, bu meyanda çekişmeli 267 parselin davalıya bırakılmasının amaçlandığı, bu yerin akit sonrasında davacı ile davalı arasında trampaya konu edilmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Böyle bir isteğinde Borçlar Kanununun 232. maddesi hükmü gereği yazılı olması zorunludur.
4.6.1990 tarihli resmi akitle tüm paydaşlar ve akde katılanların beyanı doğrultusunda, muristen kalan 820 parselin tamamı ile 233 ve 274 parsellerdeki bir kısım payların davacıya bırakıldığı sabittir.
Belirlenen tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde iptal dayanağı olarak ileri sürülen hukuki sebebin yeterince kanıtlandığı söylenemez.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy