(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, çekişme konusu 904 parsel sayılı taşınmazın 1000 m2 kısmını davalı Fatma'ya sattığını ve taksim ettiklerini ancak davalıların kendisine ait evde muvafakati olmadığı halde oturduklarını ileri sürerek 904 parsel üzerindeki eve davalıların elatmasının önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, çekişme konusu 904 parsel üzerindeki evi iki kısma ayırdıklarını, bir bölümünde davacının bir bölümünde kendilerinin oturduğunu, kullanımının davacı ile aralarında sözlü olarak düzenledikleri taksime uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, müşterek mülkiyete tabi dava konusu taşınmazdan davacının da yararlandığı davalıların kullanımına engel olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ş. Dağlı İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delilerden; çekişme konusu 904 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu, tarafların anılan yerde paydaş bulundukları görülmektedir. Taşınmazın öncesinde tamamının davacıya ait iken 4.3.1988 tarihli akitle 1000 m2'ye tekabül eden 1000/4875 payının davacı tarafından davalı Fatma'ya temlik edildiği, temlik edilen bu yerin taşınmazda sera olarak tasarruf edilen davalı yerine tekabül ettiği sabittir.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK. nun 706, BK.nun 213, TK. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ahde vefa kuralının yanında MK. nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olayda, yukarıda açıklanan anlamda çekişme konusu taşınmazın fiilen taksim edildiği, tarafların bu taksime göre taşınmazı tasarruflarında bulundurdukları tartışmasızdır. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Taşınmazdaki çekişmeli ev yönünden taraflar arasında bir kullanma tarzı belirlenmediği gibi bu yer taşınmazda davacı payına isabet eden bölümde bulunmaktadır. Davalıların çekişmeli evden yararlanmasının davacı muvafakatine dayalı bulunduğu açıktır.
Hal böyle olunca, belirlenen olgular, yukarıda açıklanan ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy