(818 S. K. m. 18, 511, 514) (4721 S. K. m. 706)
Dava : Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakanları Pakize'nin 14 parsel sayılı taşınmazdaki 4 nolu bağımsız bölümü mirastan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak davalı oğluna ölünceye kadar bakma akti ile temlik ettiğini davalının bakım borcunu da yerine getirmediğini, murisin amacının bağış olduğunu ileri sürerek, tapunun pay oranında iptal ve tescilini istemiştir.
Davalı, bakım borcunu yerine getirdiğini bildirmiş, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaa iddiası sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmişse de dava değeri yönünden talebin reddine karar verilerek temyiz incelemesinin dosya üzerinden yapılmasına karar verildi. Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan'ın raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere: ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. ( B.K.m.511 ).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. ( B.K. 514 m. ) Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. ( B.K.m.18 ).Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse ( örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise ), bu takdirde akdin ivazlı ( bedel karşılığı ) olduğundan söz edilemez;akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakanın 1917 doğumlu olduğu, bakıma muhtaç bulunduğu temlikteki irade ve amacının kendisine baktırmak olduğu anlaşılmaktadır. Sağlığında bakım borcunun yerine getirilmediği iddiası ile bir dava da açmamıştır. Kaldı ki, akde aykırılık iddiasının akde taraf olanca ileri sürülebileceği mirasçıların böyle bir hakkının bulunmadığı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, temlikin geçerli bir ölünceye kadar bakma akdine dayalı olduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy