(4721 S. K. m. 683, 719) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı; davalıların haklı ve geçerli bir neden olmaksızın paydaşı bulunduğu tapulu taşınmazdan yol geçirmek suretiyle elattıklarını ileri sürerek, önlenmesini istemiştir.
Davalılar; yolun, bir kısım paydaşların izniyle açıldığını ve davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; taşınmazda fiili taksim yapıldığı, buna göre yolun geçtiği çekişmeli kısmın davacıya isabet etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kaydına dayalı elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki yapılan soruşturmanın hükme yeterli bulunduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının paydaşı olduğu tapu kaydı içerisinde kaldığını ileri sürdüğü taşınmazdan 3. kişi konumundaki davalıların yol geçirdikleri, taşınmazda tüm paydaşların katılımıyla gerçekleşen fiili bir paylaşımın oluşmadığı yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarından anlaşılmaktadır. Bunun yanında davada dayanılan tapu kaydının çekişmeli taşınmazı kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi yönünden bir uygulama yapılmadığı da açıktır.
Bilindiği üzere; harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Hal böyle olunca; yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle yerinde yeniden keşif yapılarak taşınmazın tapu kaydı kapsamında bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanması, tapu kapsamında kaldığının anlaşılması halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yetersiz uygulama ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy