(2981 S. K. m. 10/c)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, babası Hasan Ş.'den intikal ederek kendisi ve kardeşleri adına müştereken kayıtlı olan 18.4.1972 tarih 51 nolu tapu kaydının kadastroda revizyon görerek kardeşleri ve kendisinin paydaş kılındığını, daha sonra yapılan ıslah-imar çalışması sonucu dava konusu 255 ada 4 parselin tamamının kendi adına tescil edildiğini, ancak kadastro tespiti sırasında kendisi ile baba adı ve ad benzerliği olan davalıların murisi 1940 doğumlu Hasan ve Hatice oğlu Ali Ş.'in 17.11.1978 tarih, 79 nolu tapuda kayıtlı payının da yanlışlıkla kendi adına yazıldığını, kadastro askı tutanaklarında yanlışlığı fark ederek davalıları uyardığını, bunun üzerine davalıların kötü niyetle hareket edip, isim benzerliğinden faydalanarak taşınmazı adlarına intikal ettirdiklerini ileri sürüp kadastro tutanaklarında belli olan payı oranında tapu kaydının iptali ile 1927 doğumlu Hasan ve Lebibe oğlu Ali Ş. adına tescilini istemiştir.
Davalılardan Hacı Murat Ş., davacı tarafın tespite esas alınan tapuda hissesi var olsa da hiçbir zaman zilyet olmadığını, dava konusu yerin ve üzerindeki evin tapu kaydına dayanarak babasının ve ölümü ile kendilerinin 20 yılı aşkındır tasarruflarında bulunduğunu, davacının murisinden intikal eden yerin dava konusu yer olmayıp kardeşi Nail Ş. adına imarla oluşan 295 ada 10 parseldeki yer olduğunu bildirip davanın reddini savunmuş, diğer davalılar ise yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, davacının iddiasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacı 1927 doğumlu Hasan oğlu Ali Ş.'in, 18.4.1972 tarih, 51 nolu tapu, davalıların miras bırakanı olan 1940 doğumlu Hasan oğlu Ali Ş.'in ise 17.11.1978 tarih, 79 nolu tapu ile maliki bulundukları taşınmazların 20.4.1995 tarihinde kadastroca 117 ada 1 nolu parsele revizyon gördüğü, ancak kadastro çalışmaları sırasında hataen her iki Ali Ş.'in payının birleştirilerek tek bir kişiymiş gibi Hasan oğlu Ali Ş. adına tespit edildiği, kadastro tespitinin yapıldığı Ali Ş. hakkında ayırt edici başka bir bilginin tutanakta bulunmadığı, daha sonra 2981/3290 Sayılı Yasanın 10/c maddesi uyarınca yapılan imar uygulaması ile kadastral hak durumunun Ali Ş. bakımından 255 ada 4 parsele yansıtıldığı ve 21.7.2000 tarihinde, 1940 doğumlu Hasan oğlu Ali Ş. mirasçıları olan davalılar adına verasette iştiraken intikal gördüğü anlaşılmaktadır.
Anlatılan bu süreçten, davacının dayandığı tapu kaydındaki Ali Ş.'in payı ile 17.11.1978 tarih, 79 nolu tapuda mevcut davalıların miras bırakanı Ali Ş.'in paylarının gerek kadastro tespitinde gerekse imarda aynı şahıs olarak nitelendirilip birleştirildiği açıktır.
Bu durumda, her iki Ali Ş.'in de mülkiyetten kaynaklanan haklarının 255 ada 4 parselde toplandığı sonucuna varılmaktadır.
Bilindiği üzere, taşınmaza ilişkin davalarda, çekişmenin taşınmaz başında yapılacak keşifle açıklığa kavuşturulması gerekeceğinde kuşku yoktur. Ne var ki, kayıt ve evrak üzerinde yapılacak araştırma ve inceleme ile çekişmenin giderilmesi olanağı mevcut ise, keşfen yapılacak bir uygulamaya gerek olmayacağı da muhakkaktır. Nitekim eldeki davada, bilirkişinin kayıtlar üzerinde yaptığı inceleme ile olayın çözümlendiği görülmektedir. Öyle ise, gereği bulunmadığı halde keşif kararı verilip, karar gereği yerine getirilmediğinden söz edilerek davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Diğer taraftan, davacının davada dayandığı kaydın maliki olduğu ve tapunun hukuki değerini yitirmediği de açıktır. Davalıların bu tapu kapsamındaki zilyetliklerinin kaydın sıhhatini etkilemeyeceği de kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, imar uygulaması ile yapılan işlem ayakta olup geçerliliğini koruduğuna göre, her iki Ali Ş.'e ait mülkiyet hakkının çekişmeli 4 nolu parsel içinde bulunduğu kabul edilmek suretiyle ve 19.3.2001 havale tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan paylar oranında çekişmeli parselin paylı hale getirilmesi, bu suretle davanın kabul edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy