(4721 S. K. m. 3, 1023)
Dava : Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 1205 parsel sayılı taşınmaza oğlunun borcu nedeniyle ipotek konulması için davalı Cemal'e vekalet verdiğini, yaşlılığından ve okur yazar olmamasından faydalanan davalıların vekalete satış yetkisini de ilave ettiklerini, taşınmazı vekilin önce davalı Ömer'e davalı Ömer'in ise davalı Assan ve .....San.A.Ş. ye satış suretiyle devrettiğini, davalı Cemal'in kendisini Avukat olarak tanıtarak güven kazandığını, hile nedeniyle tapu kaydının iptali ile adına tesciline, bu mümkün olmadığı takdirde 5.000.000.000.TL.tazminatın davalılar Cemal ve Ömer Şevket'ten tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Ömer Şevket, dava konusu taşınmazı davacının oğluna verdiği para karşılığında devraldığını, davacının isteği ile satışın vekil aracılığıyla yapıldığını, hilenin söz konusu olmadığını, davacının hak düşürücü süre içinde davaya açmadığını belirtip davanın reddini savunmuş; davalı Assan ve ...San.A.Ş. dava konusu taşınmazı ticari ilişki içinde olduğu K... Demir A.Ş.nin sahibi davalı Ömer'in borcuna karşılık devraldığını, iyi niyetli malik olduğunu, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirtip davanın reddini savunmuş, diğer davalı yargılamaya katılmadığı gibi davaya cevap da vermemiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın satışını en geç ihtarnamenin tebliği tarihinde öğrenen davacının hak düşürücü süre geçtikten sonra davayı açtığı hile olgusunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Emine Küçüksözen'in raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacı oğlunun borcundan dolayı maliki bulunduğu dava konusu taşınmaza ipotek konulması amacıyla davalı Cemal'e vekaletname verdiğini, hile ile vekaletnameye satış yetkisini de eklendiğini, bu vekaletname kullanılarak temlikin gerçekleştirildiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. İddianın ileri sürülüş biçimi ve içeriğine göre, vekaletnamenin hile ile alındığı iddiasının vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da kapsayacağı açıktır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir. .." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden ( resen ) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davada hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; yukarıdaki ilkeler uyarınca soruşturma yapılması, taraf delillerinin toplanması, son malikin Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi anlamında iyi niyetli olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy