(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 13) (766 S. K. m. 32)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kök miras bırakanı Karadirek Halil'in paydaş olduğu 1312/25 sıra nolu tapu kaydı kapsamındaki 10 dönümlük yere, hakkı yokken davalının müdahale ettiğini ileri sürerek; elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı, halen kullandığı yerin, davacının dayanak tapusu ile ilgisi olmadığını, dava konusu yeri 1965'te paydaşlarından haricen satın aldığını ve 37 yıldır kullandığını bildirmiş, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı iddiası sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.4.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Mehmet geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden davacının 1312/25 sayılı kök miras bırakanı ve kayıt maliki Karadirek Halil'e ait tapu kaydına dayalı olarak elatmanın önlenmesi isteğinde bulunduğu anılan kaydın yerinde yapılan uygulamasında, genişletilmeye elverişli ve miktarı ile geçerli olmasına karşın çekişmeli yeri kısmen kapsadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin kabulü de esasen bu yoldadır.
Nevar ki, davada dayanılan tapu kaydı 1312 tarihli olup, tedavül görmediği kayıt malikinin de 1340 ( 1924 ) tarihinde öldüğü görülmektedir. Bunun yanısıra davalı çekişmeli taşınmazı uzun süredir tasarrufunda bulundurduğunu savunmuştur.
Bilindiği üzere; maliki ölen veya gaipliğine hükmedilen yahut kim olduğu anlaşılamayan tapu kaydında yazılı taşınmaz, kazandırıcı zaman aşımı ile mülk edinmeye elverişli bir nitelik taşır. Başka bir anlatımla sonraki malikler mülkiyet hakkını işletip tapu kaydını kendi üzerlerine intikal ettirmek suretiyle tapu sicilinin açıklık ( aleniyet ) ilkesinden yararlanır duruma gelmedikçe üçüncü kişilerin o taşınmaz hakkında zilyetlikle mülk edinme yolu açık kalır. Medeni Kanunun 713/2maddesinde tapulu bir taşınmazın zilyetlikle mülk edinme koşulları açıklanmış "...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş yada hakkında gaiplik kararı verilmiş olan kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının ( davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süre ile ve malik sıfatıyla ) zilyedi de... mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini istiyebilir" hükmünü getirmiştir. Aynı kural yürürlükten kalkmış olan 766 sayılı tapulama kanununun 32/d ve halen yürürlükte bulunan 3402 sayılı kadastro yasasının 13/B-C maddesinde tekrarlanmıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, davalının çekişmeli yerdeki zilyetliğinin yukarıda açıklandığı üzere saptanması tapu kaydının hukuki değerini yitirip, yitirmediğinin açıklıkla belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy