(4721 S. K. m. 722/2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, davalının köy boşluğuna ev yapmak suretiyle elattığını ileri sürerek; tescil, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, çekişme konusu taşınmazı köy tüzel kişiliğinden 1000 Dolar karşılığında satış sözleşmesi ile satın aldığını ve üzerine ev yaptığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile çekişme konusu taşınmazın Hazine adına tesciline, davalının elatmasının önlenmesine, yıkım isteğinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Medeni Kanunun 722/2 maddesinde; ( ..Ancak,sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir.) hükmüne yer verilmiştir
Hemen belirtilmelidir ki, yasada " yıkımda aşırı zarar kavramı" tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 722/2 maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın gözardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki binanın davacı arsa sahibi yönünden de ( subjektif olarak ) değerlendirilmesi ve hak ( yarar ) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir.
Öte yandan, kural olarak kal'in ( yıkımın ) fahiş zarar doğurup doğurmayacağının taktiri hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden ( fahiş zarar doğup doğmayacağı yönünden ) hakimi bağlamaz. Değinilen ilke uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunmaktadır. ( HGK. 20.3.1996 tarih,1996/1 esas,1996/177 karar,24.4.1996 tarih,1996/1-154 ).
Dosya içeriği ve toplanan deliller, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, davacı Hazinenin subjektif yararlanması olanağı bulunmayan çekişmeli yapının yıkımının aşırı zarar doğuracağı söylenemez.
Hal böyle olunca, Hazine adına tesciline, davalının elatmasının önlenmesine karar verilen çekişmeli yerdeki yapının yıkımına da karar verilmesi gerekirken, bu isteğin reddi isabetsizdir.
Sonuç: Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 23.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy