(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (YHGK. 28.09.2005 T. 2005/1-521 E. 2005/550 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakanının adına kayıtlı taşınmazlarını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla tapuda satış göstermek suretiyle muvazaalı bir işlemle davalılara devrettiğini ileri sürüp tapu kaydının iptali ile miras payı oranın da adına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacının babalarına bakmadığını, kendilerinin muris ile ilgilenip ona baktıklarını bakma karşılığı taşınmazların kendilerine verildiğini, para ödemediklerini belirtip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın ispat edilemediği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Berna Dizdaroğulları Koç'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın 10.10.1999 tarihli çekişme konusu 4710 ada 6 parsel, 4712 ada 6, 7, 8 parsel sayılı taşınmazların tamamı ile 4712 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki payını davalı kızlarına satış aktiyle temlik ettiği görülmektedir.
Davacı, söz konusu temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürmüştür.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış güçünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazların miras bırakan tarafından davalılara resmi akitte satış gösterilmesine rağmen bedelsiz devredildiği dosya kapsamı ile sabittir. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Miras bırakanın davalıların yanında yaşaması ve onun davalılar tarafından bakılıp gözetilmiş olması, aile birliğinin gerekli kıldığı ahlaki görev cümlesinden kabul edilmelidir. Bu türlü hizmetin satış bedeli olarak nitelendirilmesine olanak yoktur.
Belirtilen bu olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın davalılara yaptığı temlik işlemlerinin mirastan mal kaçırma amaçlı olduğu ve muvazaalı bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ve değerlendirmelerle davanın reddedilmiş olması doğru değildir. Davacılının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy