(4721 S. K. m. 3, 501, 1023) (818 S. K. m. 397)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, hazine 1 ve 7 parsel sayılı taşınmazlarda paydaş olan E. Y. 'nin 6.10.2004 tarihinde mirasçı bırakmadan vefat ettiğini, E.'nin 9.2.1994 tarihli vekaletname ile H. G. A.'yı vekil tayin ettiğini, vekilin, asilin ölümünden 11 ay sonra 20.9.1996 tarihinde dava konusu taşınmazları N.'ye sattığını, N.'nin de diğer davalılara temlik ettiğini, vekilin asilin öldüğünü bile bile taşınmazları satışının kötü niyetli olduğunu, ölümle vekalet ilişkisinin sona erdiğini, satışların geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılardan, N. 'ye adresi bulunamadığından ilanen tebligat yapılmış, diğer davalılar ise iyi niyetli olduklarını, taşınmazları satın aldıktan sonra dava dışı yükleniciyle kat karşılığı inşa sözleşmesi yaptıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, ölü kişiden alınan vekaletle yapılan satışın geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle 7 parsel sayılı taşınmazda davalılardan N. adına kayıtlı 13/8086 payın iptaliyle hazine adına tesciline, 1 parsel sayılı taşınmazla ilgili davanın reddine, davacının bedel davası açmakta muhtariyetine karar verilmiştir.
Karar, davacı hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Uğur Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dosya içeriğinden, toplanan delillerden;çekişme konusu 1 ve 7 parsel sayılı taşınmazlarda E. Y. paydaş iken 6.10.1995 tarihinde vefat ettiği, daha sonra taşınmazlardaki payların dava dışı vekil H. G. A. tarafından 20.9.1996 tarihli akitle davalı N.'ye satış yoluyla intikal ettirildiği, diğer davalıların da 1 parseldeki N. 'nin paylarını muhtelif tarihli akitlerle satın aldıkları görülmektedir.
Davacı hazine, önceki kayıt maliki E. 'nin mirasçı bırakmadan öldüğünü ileri sürerek, son mirasçı sıfatıyla Türk Medeni Kanununun 501. maddesine dayanarak eldeki davayı açmıştır.
Yukarıda açıklanan olgular gözetildiğinde, kayıt maliki E. 'nin ölümünden yaklaşık 10 ay sonra vekaleten pay temlikinin yapıldığı sabittir. Borçlar Kanununun 397. maddesi hükmü gereği, yasada öngörülen istisnalar dışında, vekalet ilişkisi ölümle sona erer. Eldeki dava bakımından yasanın öngördüğü ayrıcalıklı hallerin mevcudiyetinden söz edilemez. Bu bakımdan davalılardan N. 'ye yapılan temlikin geçerli bir vekalet ilişkisine dayalı olduğu söylenemez.
1 parsel sayılı taşınmazdaki payları, davalı N.'den edinen diğer davalıların edinimlerinde iyi niyetli olmaları halinde Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanabileceklerinde kuşku yoktur. Ancak, davalıların çekişmeli taşınmazda ölen E. ile paydaş oldukları çap kayıtları ile sabittir. Diğer taraftan davalılar vekilinin dosyaya sunduğu 7.4.1999 tarihli dilekçe içeriğinden, çekişme konusu taşınmaza ölen E. Y. ile birlikte paydaş olan davalıların anılan taşınmazda, ölenle birlikte inşaat yapılmak üzere 1994 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıklarını bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalıların taşınmazdaki pay durumunu ve ölen kişinin paydaşlığını bildikleri, biraz özen göstermeleri halinde ölenin pay temlikine dair işlemlerini öğrenebilecek durumda bulunduklarının kabulü gerekir. Böylece, davalıların Türk Medeni Kanununun 3 ve 1023. maddelerinde öngörülen özen borçlarını yerine getirdikleri kabul edilemez. Dolayısı ile aynı yasada belirtilen koruyuculuktan yararlanma olanakları yoktur.
Sonuç: Hal böyle olunca, diğer davalılar bakımından da davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy