(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanı Süleyman Derman'ın maliki bulunduğu 100 ve 92 parsel sayılı taşınmazların mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla hileli yollardan önce ara malik Besat Derman'a murisin ölümünden sonra davalıya satış suretiyle muvazaalı devredildiğini ileri sürerek tapu iptali ve muris adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, miras bırakanın hastalığı nedeniyle, ihtiyaçları için taşınmazları Besat Derman'a sattığını, Besat'ın şehir dışına tayini çıkması nedeniyle kendisinin bedeli karşılığı bu yerleri satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların satışında murisin iradesini fesada uğratacak bir unsur bulunmadığı, temlike konu satış işlemlerinin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden çekişme konusu 100 ve 92 parsel sayılı taşınmazların miras bırakan tarafından 26.7.2000 tarih 33 yevmiye nolu ve 18.01.2001 tarih 3 yev.nolu akitler ile tapuda satış gösterilmek suretiyle önce dava dışı Besat Derman'a ondanda 3.9.2003 tarih 178 yev.nolu akit ile davalıya temlik edildiği görülmektedir.
Davacı bu temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduklarını ileri sürmüştür.
Bilindiği üzere ; Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekirki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer birsöyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış güçünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, yukarda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde bir araştırma yapıldığı söylenemez. Miras bırakanın mal satmaya ihtiyacının bulunup, bulunmadığı, davalının alım gücünün olup, olmadığı yeterince araştırılmamıştır. Ayrıca murisin temlik dışı başkaca taşınmazlarının bulunup, bulunmadığı belirlenmemiş, davalı ile ara malik arasındaki ilişki saptanmamıştır.
Diğer taraftan davada ileri sürülen muvazaa iddiası yönünden taraf yada tamamlayıcı yemin ile çekişmenin çözüme kavuşturulma olanağı yoktur.
Hal böyle olunca belirtilen eksiklikler tamamlanmak suretiyle ve açıklanan ilkeler gözetilerek soruşturmanın tamamlanması, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile karar verilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy