(4721 S. K. m. 713/2) (743 S. K. m. 639/2) (3402 S. K. m. 13/B-c)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, bu ve birleşen dava ile 24.6.1974 tarih 61 ve 62 nolu tapularının kadastro sırasında uygulanmayarak kadastro harici bırakıldığını ileri sürerek, iptal tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıya ait tapuların dava dışı kişilere ait parseller kapsamında kaldığı, ilgili parsel maliklerine karşı dava açılmadığı gerekçesi ile davalı hazineye karşı açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü :
KARAR
Dava, kadastro sırasında tespit harici bırakılan yerin tapu kaydına dayanılarak iptal ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere özellikle; mahkemece yapılan uygulama sonunda davacının iddiasının dayanağını teşkil eden 24.6.1974 tarih, 62 sıra nolu tapu kayıt kapsamının kadastroda tespit harici bırakılan yerde kalmadığı, aksine dava dışı kişiler adına tespitleri yapılan ve çap kayıtları oluşan muhtelif parselleri kapsadığı, aynı tarih 61 sıra nolu tapu kaydının ise yine dava dışı kişilere ait 195 sayılı parsel ile 9.10.2003 günlü fen bilirkişisinin krokisinde "A" harfi ile gösterdiği kadastro harici yere ait olduğu keşfen belirlenerek kişilere ait kadastral parsellere yönelik bir dava açılmadığı gibi maliklerin de taraf sıfatıyla davada yer almadıkları gözetilmek suretiyle 62 sıra nolu tapu kapsamı ile 195 parsel için açılan davanın husumet nedeniyle reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine
Ne var ki, çekişmeye konu edilen 24.6.1974 tarih ve 61 sıra nolu tapu kapsamında kaldığı keşfen belirlenen ve kadastroca tespit dışı bırakılan, "A" harfi ile gösterilen bölümle ilgili açılan davanın aynı gerekçe ile reddine karar verilmesinin doğru olduğu söylenemez.
Davacının satın almak suretiyle 1/5 oranında paydaş olduğu 24.6.1974 tarih ve 61 sıra nolu tapunun, 2510 Sayılı İskan Yasası hükümleri gereğince, Silistre muhacirlerinden Yusuf oğlu Nasuf ile karısı V. ve çocukları Yusuf, Zahide ve Salih'e müşterek mülkiyet üzere 15.8.1936 tarih ve 189 sıra nolu tapu ile temlikinden oluştuğu, davacının paydaşlardan Salih'in 1/5 oranındaki payını kayden satın alarak edindiği ve taşınmazda böylelikle paydaş olduğu sabittir.
Davadaki iddianın ileri sürülüş biçimi ve içeriğine göre, davacının taşınmazın tümü üzerinde zilyetliğini sürdürdüğü ve tamamının kendi adına tescilini istediği gözetildiğinde 1936 tarihinde oluşan diğer paydaşlara ait paylar yönünden bir intikalde bulunmadığına göre tapunun hukuki kıymetini yitirip yitirmediği, bir başka ifade ile bu paylar bakımından davacı yararına Medeni Kanunun 713/2, (eski 639/2) 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 13/Bc maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerekeceği de kuşkusuzdur. Ancak, bu yönde bir araştırma ve soruşturma da yapılmış değildir.
Öyleyse ve öncelikle kaydın ilk tesisi olan 15.8.1936 tarih ve 189 sıra nolu tapu kaydında intikal görmeyen dava dışı diğer paydaşların payları açısından kaydın hukuki kıymetini koruyup korumadığı üzerinde durulması ve bu yönde gerekli araştırma ve soruşturmanın yapılması, yapılacak inceleme sonucu bahse konu paylar yönünden kaydın hukuki kıymetini kaybettiğinin belirlenmesi halinde kaydın kapsadığı teknik bilirkişi krokisinde "A" harfiyle gösterilen bölümün tümünün davacı adına tapuya tesciline, aksi halde davacının payı üzerinden davanın kabul edilmesi, diğer payların tapu tekniği dolu pafta sistemi ve sicillerin tutulmasında öngörülen açıkta pay bırakılmaması gerektiği ilkeleri gözetilerek arzın tabii maliki olan hazineye mal edileceğinin düşünülmesi, değişik ifade ile hazine adına tescil edilmesinin zorunlu olduğu açıktır. Böylesi bir uygulamada hazineye mal edilen ve tescil edilen payların gerçek maliklerinin sonradan hazineye yönelik haklarının korunacağı ve ileri sürülebileceği kurulan hükmünde onları etkilemeyeceği tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler karşısında somut olay ve olgular birlikte değerlendirildiğinde mahkemece yapılan araştırma inceleme ve soruşturmanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleme olanağı bulunmamaktadır. Eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HMUK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.1.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy