(4721 S. K. m. 648, 683/2)
Dava : Taraflar arasında görülen davada;
Davacı hazine vekili, hazine adına kayıtlı harman vasıflı 890 sayılı parsele davalılar ve miras bırakanları tarafından yapılar inşa edilerek el atıldığını ileri sürmüş, yıkım suretiyle önlenmesini istemiştir.
Davalılar, zilyetlik savunmasında bulunmuşlardır.
Mahkemece,davalıların zilyetliklerinin uzun zamandır devam ettiği, kötü niyetlerinin kanıtlanamadığı, yıkımın fahiş zarar doğuracağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, hazine vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece,davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davaya konu 890 parsel sayılı taşınmazın metruken intikal suretiyle oluşan harman vasıflı ve 14.9.1954 tarih 60 nolu tapu ile hazine adına kayıtlı iken kadastro tespitinde 167,168,169,170,171 sayılı beş ayrı parsel olarak yine hazine adına tescil edildiği,bunlardan 167 sayılı parsel tutanağına Kazım, 168 parsel tutanağına Fevzi ve 170 parsel tutanağına Ali lehlerine muhtesat şerhleri konulduğu;hazinenin açtığı ve Kazım'ın davalı sıfatıyla yer aldığı Kadastro Mahkemesinin 1983/138 esas sayılı tespite itiraz davası sonucunda taşınmazların birleştirilerek tek parsel halinde hazine adına tesciline karar verildiği ve hükmün 19.2.1990 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacı hazine, eldeki davayı mülkiyet hakkına dayandırmış, davalılar ise muhtesat şerhinden kaynaklanan kişisel hak ve zilyetlik savunmasında bulunmuşlardır.
Bilindiği üzere, ayni hak ile şahsi hakkın karşı karşıya gelmesi durumunda ayni hakka üstünlük tanınacağı yasal ve yargısal uygulamalar gereğidir.
Somut olayda; yukarıda oluşumu açıklanan hazinenin mülkiyet hakkı karşısında,davalıların zilyetlik ve kişisel hak savunmasına değer verilemeyeceği kuşkusuzdur. Bunun yanında yıkım isteği bakımından da, harman vasıflı taşınmazın bütünü gözetildiğinde, üzerindeki yapılardan hazinenin sübjektif bir yararlanma olanağı bulunmadığı da açıktır.
Hal böyle olunca,el atmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesi yerine yanılgılı değerlendirme ile davanın reddedilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Hazinenin temyiz itirazı yerindedir.kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,16.3.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy