(1086 S. K. m. 38) (4721 S. K. m. 28)
Dava : Taraflar arasında görülen davada;
Davacı hazine, çekişme konusu 201 ada 8 parsel sayılı taşınmazın kadastroca davalı adına tespit ve tescil edildiğini, davalı lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığını,taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece,kadastro tespitinin kesinleşmediği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Karar, davacı hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşmediği gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
Dosyada mevcut nüfus kayıtlarından davalı Mehmet'ın davadan önce 30.11.1987 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; dava ehliyeti davada taraf olma yeteneğidir. HUMK. taraf Ehliyetini tanımlamamış 38. maddesiyle Medeni Kanuna yollamada bulunmakla yetinmiştir. Medeni Kanunumuz ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış, 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını,her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir.
Öte yandan gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği Medeni Kanunun 28. maddesinin buyurucu nitelikteki hükmüyle açıklanmıştır. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur. Bu itibarla, gerek Medeni Kanun gerekse HUMK.nu dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş; ölen veya mevhum kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır.Nitekim 4.5.l978 tarih l978/4-5 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı,dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş olan kimsenin mirasçılarına ardıllık ( halefiyet ) kuralı uygulanamayacağından tebligat yapılmak veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, içtihatlar bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Mahkemece, kendiliğinden ( resen ) göz önünde bulundurulması gereken bu usul kuralı göz ardı edilerek hüküm kurulması doğru değildir.
Hal böyle olunca dava tarihinden önce öldüğü anlaşılan davalı hakkında açılan davanın reddi gerekirken, işin esasına girilip kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.1.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy