(2762 S. K. m. 29)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı İdare vekili; 23 parsel malikleri hakkında alınan mahlul ilmühaberi ve buna dayalı mahlul kararı gereğince tapu kaydındaki kayyımlık şerhinin kaldırılarak Hasan Rıza Paşa Vakfı adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı kayyum vekili; kayıt maliklerin gaip veya ölümlerinin belgelenmediğini, mahlul kararının iptali için açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek; davanın reddini savunmuştur.
Davalı hazine vekili; dava konusu taşınmazın kayıt maliklerinin öldüklerinin nüfus kayıtları ile ispatlanması gerektiğini beyan ederek, davanın reddini istemiştir
Mahkemece, mahlul ilmühaberinin doğru olduğu, tapu maliklerinin mirasçılarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Davacı Vakıflar İdaresi, Hasan Rıza Paşa Vakfından icareli 23 parsel sayılı taşınmazın 9.8.1949 tarihi itibariyle Yunan tebaalı A., K. G. ve Y. kızı E. G. adlanna kayıtlı iken, adı geçen mutasarrıflann akıbetlerinin bilinememesi nedeniyle mahlulen vakfına dönmesi gerektiğini; bu nedenle mahlul karan alındığını ileri sürerek; kayyumluk şerhinin kaldırılması ve vakfı adına tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Beyoğlu 1. Sulh Hukuk Hakimliğinin 3.11.1993 tarih 794/1042 Sayılı kararla, taşınmazın kayyum ile yönetilmesine karar verildiği; İdarece alınan 16.9.1998 tarihli mahlul kararının İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 30.6.1999 tarih 1315/726 sayılı kararıyla iptal edildiği; İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 4.1.2001 tarihli karşılık yazısından, K. G.'nin 26.6.1964 tarihinde sınır kapısından çıkış yaptığı ve ikamet izninin uzatılmadığı. E. G.'nin ikamet tezkeresi aldığı 26.8.1957 tarihinde öldüğü, A. hakkında bir bilgiye rastlanmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere icareteynli yada mukataalı taşınmazların maliki mutasarrıfı değil; vakıf tüzel kişiliğidir. Bu nedenle vakıf malı olan taşınmazların, mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan ölmeler halinde mahlulen vakfına dönmeleri asıldır. Ancak Medeni Kanunun kabulünden sonra eski vakıf mülkiyeti 2762 Sayılı Yasa ile mülhak ve mazbut vakıflar yeni bir statüye kavuşturulmuştur. Bu Yasanın 29.ncu maddesi ile vakıf taşınmaz mülkiyeti üzerindeki "tasarruf hakkı, kuru mülkiyet (rakabe) hakkı" aynmına son verilmiş mülkiyetin mutasarrıfa nasıl geçeceği hükme bağlanmıştır. Yeni hukukumuzda koşulların gerçekleşmesi ve mutasarrıfın ölümü halinde Medeni Yasanın intikal hükümlerine göre mirasçısı bulunmuyorsa, terekesi son mirasçı sıfatıyla hazineye kalmaktadır. Ne var ki yasa bu gibi hallerde, öncesi vakıf olan taşınmazların vakfına (aslına) dönmesini uygun görmüş, bazı ayrıcalıklar dışında hazineye intikal yolunu kapamak istemiştir. 24.09.1983 günü yürürlüğe giren 2888 Sayılı Yasanın 2.nci maddesi ile 2762 Sayılı Yasanın 29.ncu maddesi değiştirilerek bir fıkra eklenmiş, mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş taşınmazlarda maliklerin bu yasanın sıfatı ile hazineye intikal edipte bu husus, tapu kaydına işlenmiş bulunanlar ayrık olmak üzere mahlulen vakfına rücu edeceğini hükme bağlamıştır. O halde, 2888 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce son mirasçı olarak hazineye intikal edipte tapuda hazine adına tescil edilen taşınmazların yasada öngörülen istisnadan olması nedeniyle, vakfına dönmelerine yasal olanak yoktur. Aktarılan bu düzenleme karşısında icareteyn ve mukataa kayıtları taviz vermek yoluyla terkin edilmemiş ve mülkiyeti öngörülen 10 yıllık sürenin sonunda (bu süre daha önce 4755 Sayılı Yasa ile 10 yıl daha uzatılmış ve 13.12.1955 tarihinde dolmuştur.) kendiliğinden mutasarrıflarına geçen vakıf taşınmazların maliklerinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve taşınmazı 2762 Sayılı Yasanın 29.ncu maddesini değiştiren 2888 Sayılı Yasanın yayım tarihine kadar hazine adına tescil edilmemiş olmaları koşuluyla mahlulen vakfa döneceği açıktır.
Eldeki davada, mahlul kararı, idari yargı yerinde iptal edilmiştir. Bu durumda özellikle, mutasarrıflardan K. G. ve A. yönünden açıklanan ilkeler doğrultusunda ve her üç mutasarrıf hakkında hukuk düzeni içinde geçerli belgesel araştırma ve inceleme yapılması, nüfus kayıtları veraset belgeleri yada gaiplik kararı gibi resmi deliller ile ilmühaber gibi takdiri delillerin birlikte değerlendirilmesi ve hası! olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Mümeyyiz davalıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerden HUMK' nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy