(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden maliki bulunduğu 340 ada 5 parsel sayılı taşınmazına komşu parselde kiracı olarak bulunan davalının görüntüsünü engellemek için ağaçlar dikip, çanak anten kurduğunu, görüntü kirliliği yaratarak sınıra malzemeler yığdığını, kendi parseli sınırına inşa ettiği ahırda koyun ve tavuklar beslediğini ileri sürüp, ağır koku yayan ve imara aykırı olarak yapılan ahır dolayısıyla davalının komşuluk hukukuna aykırı elatmasının önlenmesini ve binanın yıkımına karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, malikinden kiraladığı 925 parsel sayılı taşınmaza yaptığı evinde evlatlığı ile oturduğunu, davacı sınırına 1 metre mesafede bahçe aletlerini koyduğu bir depo yaptığını, evlatlığının kurban için aldığı kuzuyu kısa bir süre bu depoda tutup şikayet olunca kuzuyu kestiğini, davanın konusuz kaldığını, tavukları beslediği kümesin ise başka yerde olup rahatsız edici bir koku yaymadığını, antenin zemine oturduğunu, davacı manzarasını kapatmadığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının davacıyı rahatsız edecek koku yayacak şekilde hayvan beslememesi gerektiği, davacı taşınmazına tecavüzü olmayan yapının yıkımının gerekmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Emine Küçüksözen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur.
Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davalının kendi mülkiyet alanı içerisinde ancak davacının evine çok yakın mesafede kümes ve hayvan beslemeye yarayan muhtesat yaptığı, bilirkişilerce çekişme konusu her iki muhtesatın görüntü kirliliği yarattığından da söz edilerek yerinin değiştirilmesi ile sorunun çözümlenmesinin mümkün olduğunun bildirildiği, ne var ki; mahkemece davalının burada hayvan beslemesinin yasaklanması suretiyle elatmanın önlenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgular gözetilerek anılan muhtesatların davacıyı rahatsız etmemesi için ne gibi önlem veya önlemler alınabileceğinin araştırılması, bu konuda aralarında çevre mühendisinin de bulunduğu bilirkişi kurulundan rapor alınması ve varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy