(4721 S. K. m. 683, 693)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı ile 20 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduklarını, uzun yıllar önce miras bırakanları arasında yapılan rızai taksim sonucu taşınmazın kendisinin tasarrufunda bulunan kısmına kuyu açmasına davalının engel olduğunu ileri sürerek; elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı savunma ve birleşen davasında, çekişme konusu taşınmazın miras bırakanlarınca rızai taksim edildiğini, miras bırakanına isabet eden ve kendisinin tasarrufunda bulunan kısma davacının ( karşı davalının ) kuyu açmak suretiyle elattığını ileri sürerek; elatmanın önlenmesini talep etmiştir.
Mahkemece, asıl davanın reddine birleşen davanın kabulü ile davalısı Abdullah'ın çekişme konusu 20 parsele elatmasının önlenmesine karar verilmiştir.
Karar, davacı ( karşı davalı ) Abdullah vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Şükran Dağlı İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava ve birleşen dava elatmanın önlenmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 20 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu, tarafların bu taşınmazda paydaş bulundukları ve her iki tarafın da taşınmazda nizasız olarak kullandıkları bölümlerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, taşınmazda taraflardan başka paydaşlar da mevcuttur. Taşınmaz üzerinde tüm paydaşları kapsar biçimde fiili kullanma biçiminin oluştuğunu söyleyebilme olanağı da yoktur. Taşınmazın genelde tarımsal amaçlı kullanıldığı, bu amaca yönelik olarak davacı tarafından taşınmaza açılan sulama kuyusunun Türk Medeni Kanunun 692. maddesi anlamında taşınmazın kullanma amacını ve vasfını değiştirdiği de söylenemez.
O halde, davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazı yerinde değildir, reddine ilişkin kararda isabetsizlik yoktur.
Yukarıda açıklanan ilke ve olgular birleşen dava içinde geçerlidir. Öyle ise birleşen davanın da reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Birleşen davanın davalısı Abdullah'ın temyiz itirazının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.3.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy