(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 706) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları A. Akçacık'ın diğer mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla 357 parsel sayılı taşınmazını davalı oğlu Muammer'e, 923 parsel sayılı taşınmazını davalı kızı Hacer'e satış göstererek temlik ettiğini, yine ölümünden 15 gün önce 70 parsel sayılı taşınmazını davalı Muammer'e bağışladığını ileri sürüp, tapuların iptali ile miras payları oranında adlarına tescili istemişlerdir.
Davalılar, satışın gerçek, hibe işleminin ise usulüne uygun olduğunu, muris tarafından davacılara vasiyetname yoluyla verilen yerler bulunduğunu, murisin paylaştırma amacı güttüğünü, murisin sağlığında yaptığı temliki tasarrufların ancak tenkise tabi tutulabileceğini bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, işlemin danışıklı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalılar; savunmalarında, miras bırakanın 24.06.1999 tarihinde vasiyetname düzenlediğini, bu vasiyetname ile davacılar ve dava dışı mirasçılara da terekeden mal bıraktığını, böylece miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçılarından mal kaçırma olmayıp, denkleştirme (paylaştırma) olduğunu savunmuşlardır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur. Miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kasdının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olayda, yukarıda açıklanan ilkelere gözetilerek hüküm kurmaya yeterli bir inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, miras bırakan tarafından yapılan vasiyetnamenin yerine getirilip getirilmediğinin, oradaki taşınmazların hak sahiplerine kayden intikal ettirilip ettirilmediğinin araştırılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre de bağış konusu edilen taşınmaz bakımından 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararının uygulama yerin olmadığı gözetilmeksizin, 70 parsel hakkında iptal ve tescil kararı verilmesi de isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy