(3402 S. K. m. 4, 12/3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 1543 parsel sayılı taşınmazın tapulama sırasında Hazine adına tespit gördüğünü, ancak daha sonra yasal olmayan bir şekilde ek tapulama tutanağı ile davalı adına tespit edildiğini, askı ilanının tapulama tutanağına göre yazılmaması nedeniyle yapılan tescil işleminin hatalı olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının malik sütununun iptali ile Hazine adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, çekişme konusu taşınmazın evvelce 1591 parsel sayılı taşınmazla bir bütün olduğunu, 20 yılı aşkın süredir kullandığını, hak düşürücü sürenin de geçtiğini bildirerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkelmece, tapulama tespit tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıldan fazla bir süre geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, tapu kaydının iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesindeki koşullar oluştuğundan söz edilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, çekişme konusu taşınmaz, 13.04.1986 tarihli kadastro tespiti ile 1591 numaralı parsele uygulanan vergi kaydının miktar fazlası olarak Hazine adın 1543 parsel sayısı ile tespit edilmişken, daha sonra 15.05.1987 tarihinde itiraz komisyonuna herhangi bir itiraz olmadığı halde ek tutanak adı altında tutanak düzenlenerek mülkiyet hanesinin değiştirildiği, daha sonra kadastro tutanağındaki 18.11.1987 tarihli açıklamadan, 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün genelgesi uyarınca yeniden malik hanesinin Hazine olarak düzeltildiği, buna rağmen davalı adına sicil oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, tescil dayanağı ikinci işlemin kadastro tespit tunaklarının düzenlemesinden sonra yapılmış olması nedeniyle olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesinde yazılı hak düşürücü sürenin uygulama yeri yoktur. Diğer bir anlatımla istek tespit sonrası bir nedene dayanmaktadır.
Hal böyle olunca, işin esasına girilerek araştırma ve inceleme yapılıp, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy