(818 S. K. m. 118) (3194 S. K. m. 18) (3290 S. K. m. 10/C)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, imar şuyulandırması sonucu oluşturulan 5 numaralı parselin kendisi 6 numaralı parselin ise davalı adına tescil edildiğini, davalıya ait muhtesatların 5 nolu imar parseline; kendisine ait ağaçların 6 numaralı parselde kaldığını ileri sürüp, 3194 Sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca davalının, 5 numaralı parseline el atmasının önlenmesi, ağaç bedeli olan 3.000.000.000 TL. nin davalıdan tazmini, mümkün olmadığı taktirde, takas ve mahsup işlemi yapılarak kendi parselinde kalan davalıya ait muhtesatların kendisine teslimi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, 6 numaralı imar parselinde olduğu ileri sürülen ağaçların bir kısmının imar yolunda kaldığını, kalanının da kesilerek davacıya teslim edildiğini belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, el atmanın önlenmesi davasının kabulüne, tecavüzlü durumun imar şuyulandırma işlemi ile oluştuğu gerekçesiyle takas, mahsup isteği yönünden ise, saptanan bedel farkının davacı tarafından yatırıldığında muhtesatın davacıya teslimine karar verilmiştir. Karar, davacı ve davalı vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi, tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; taraflara ait 5 ve 6 parsel sayılı taşınmazların imar düzenlemesi ile oluştuğu, anılan düzenleme ile davalıya ait muhtesatın davacının 5 parsel sayılı taşınmazında kaldığı, öte yandan davacı tarafından dikilen ağaçların da davalıya imarla özgülenen 6 parselde kaldığı anlaşılmaktadır.
Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın ( mütemmim cüz'ün ) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça ( mütemmim cüz ) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça ( mütemmim cüz ) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır. 2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik l0/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça ( mütemmim cüz ) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olayda; davalıya ait bulunan binanın, tamamen davacı taşınmazında kaldığı belirlendiğine göre, yukarıda açıklanan ilkelerde gözetilmek suretiyle, davalı binasının kaim bedelinin davacı tarafından davalıya ödenmesi koşuluyla el atmanın önlenmesine karar verilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Davacı bu olguyu kabul etmekle birlikte kendisine ait olup davalı parselinde kalan ağaç bedellerinin, bina bedelinden mahsubu talebinde bulunmuştur. Böyle bir isteğin Borçlar Kanununun 118. maddesi gözetildiğinde dinlenme olanağı bulunacağı da tabiidir. Esasen mahkemece de bu ilke benimsenmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Ne var ki; davalı kendi parselinde kalan ağaçların kesilip davacıya verildiğini savunmuş, ancak bu savunma üzerinde durulmamıştır.
Hal böyle olunca; öncelikle davalının ağaçlar hakkındaki savunmasının açıklığa kavuşturulması, şayet ağaçların davacı yedinde bulunduğunun anlaşılması halinde, saptanan bina bedelinin; aksi halde ağaç bedelinin bina bedelinden mahsup edilerek kalan bedelin mahkeme veznesine depo ettirilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.3.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy