(2762 S. K. m. 28, 29)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vekili, 1174 ada 14 parsel sayılı A.E. Vakfından icareli taşınmazın y2 payının İbrahim kızı E.N. ve Hikmet adlarına kayıtlı olduğunu, alınan mahlül ilmühaberi ve buna dayalı mahlül kararı gereği aslen vakıf olan dava konusu taşınmazın vakfına dönmesi gerektiğini ileri sürerek; anılan kişiler adına kayıtlı 1/2 payın vakfı adına tescilini istemiştir. Birleştirilen dosyada ise mutasarrıflar E.N. ile Hikmet'in gaipliğine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı hazine vekili, idaresi kayyıma bırakılan çekişmeli taşınmazın maliklerinin gaip olduklarının veya öldüklerinin belgelenmesi, mahlül kararının iptali için açılan idari davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, birleştirilen gaiplik davası takip edilmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, mutasarrıfların ve mirasçılarının bulunamadığı, mülkiyetin son mirasçı sıfatıyla hazineye intikal edip tapu kaydına işlendiğinin de ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı Vakıflar İdaresi, A.E. Vakfından icareli 1174 ada 14 parsel sayılı taşınmazın y2 payının İbrahim kızı E.N.ye ve Hikmet adına kayıtlı olduğunu, anılan kişiler hakkında mahlül kararı alındığını ileri sürerek kayyumluk kararının kaldırılmasını, kaydın iptali ile vakti adına tescilini; birleştirilen davada adı geçen kişiler hakkında gaiplik kararı verilmesini istemiş, sonradan bu dava atiye bırakılmıştır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, Beyoğlu 1. Sulh Hukuk Hakimliğinin 3.3.1993 tarih 662/206 sayılı kararıyla taşınmazın kayyum ile yöneltilmesine karar verildiği, 14. 12.1999 tarihli kararla kayyumun değiştirildiği; idarece alınan mahlül kararının idari yargı yerinde iptal edilerek Danıştay'ca onaylanmak suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, icareteynli yada mukataalı taşınmazların maliki mutasarrıfı değil; vakıf tüzel kişiliğidir. Bu nedenle vakıf malı olan taşınmazların, mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan ölmeleri halinde mahlülen vakfına dönmeleri asıldır. Ancak Medeni Kanun'un kabulünden sonra eski vakıf mülkiyeti 2762 sayılı Yasa ile mülhak ve mazbut vakıflar yeni bir statüye kavuşturulmuştur. Bu Yasa'nın 28'nci maddesi ile vakıf taşınmaz mülkiyeti üzerindeki "tasarruf hakkı, kuru mülkiyet (rakabe) hakkı" ayrımına son vermiş mülkiyetin mutasarrıfa nasıl geçeceğini hükme bağlamıştır. Yeni hukukumuzda koşulların gerçekleşmesi ve mutasarrıfın ölümü halinde Medeni Yasa'nın intikal hükümlerine göre mirasçısı bulunmuyorsa, terekesi son mirasçı sıfatıyla hazineye kalmaktadır. Ne var ki Yasa bu gibi hallerde, öncesi vakıf olan taşınmazların vakfına (aslına) dönmesini uygun görmüş, bazı ayrıcalıklar dışında hazineye intikal yolunu kapamak istemiştir. 24.9.1983 günü yürürlüğe giren 2888 sayılı Yasa'nın 2'nci maddesi ile 2762 sayılı Yasa'nın 28'nci maddesi değiştirilerek bir fıkra eklenmiş, mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş taşınmazlarda maliklerin bu Yasa'nın yayını tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatı ile hazineye intikal edipte bu husus, tapu kaydına işlenmiş bulunanlar ayrık olmak üzere, mahlulen vakfına rücu edeceğini hükme bağlamıştır. O halde, 2888 sayılı Yasa'nın yürürlük tarihinden önce son mirasçı olarak hazineye intikal edipte tapuda hazine adına tescil edilen taşınmazların Yasa' da öngörülen istisnadan olması nedeniyle, vakfına dönmelerine yasal olanak yoktur. Aktarılan bu düzenleme karşısında icareteyn ve mukataa kayıtları taviz vermek yoluyla terkin edilmemiş ve mülkiyeti öngörülen 10 yıllık sürenin sonunda (bu süre daha önce 4755 sayılı Yasa ile 10 yıl daha uzatılmış ve 13.12.1955 tarihinde dolmuştur.) kendiliğinden mutasarrıflarına geçen vakıf taşınmazların maliklerinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve taşınmazı 2762 sayılı Yasa'nın 29'ncu maddesini değiştiren 2888 sayılı Yasa'nın aynı tarihine kadar hazine adına tescil edilmemiş olmaları koşuluyla mahlulen vakfa döneceği açıktır.
Eldeki davada mahlül kararı iptal edilmiştir.Bu durumda kayıt malikleri yönünden açıklanan ilkeler doğrultusunda hukuk düzeni içerisinde geçerli belgesel araştırma yapılması, 'nüfus kayıtları veraset belgeleri, gaiplik kararı gibi resmi deliller ile ilmuhaber gibi takdiri delillerin birlikte değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Davalıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerden ötürü H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 31.3.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy