(818 S. K. m. 81)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki olduğu taşınmazlarını yurt dışında olması nedeniyle idare etmesi için aralarındaki inanç anlaşması uyarınca davalıya temlik ettiğini, davalıya taşınmazlarını emaneten verdiğini, yurt dışından dönmesine rağmen davalının taşınmazları geri vermediğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu taşınmazların davacının borç nedeniyle kendisine temlik edildiğini, borcunu ödemediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucu, dava konusu taşınmazların davacıya ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüyle tapunun iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi U.Ş'nin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar
Dava, inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 6 parsel sayılı taşınmazdaki 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin davacı tarafından davalı K'ye satış yoluyla 7.7.1997 tarihinde temlik edildiği, tapu idaresince verilen tapu kayıt örneğinin arka sayfasındaki yazılardan davalı K.Y'nin bu taşınmazın her ne kadar kayden tapuda adına yazılı ise de hiçbir hakkının bulunmadığını ve davacıya ait olduğunu beyan ettiği ve beyanını imzası ile doğruladığı, imzanın da davalıya ait olduğunun bilirkişi raporu ile saptandığı anlaşılmaktadır.
Davacının davalı adına göndermiş olduğu 12.9.2001 ve 8.10.2001 tarihli faks örneklerinden taraflar arasında bir alacak-borç ilişkisinin kurulduğu, taşınmazların da bu borca karşılık davalıya teminat olarak temlik edildiğinin yazılı olduğu görülmektedir.
Bu durumda, çekişmeli taşınmaz temlikinin taraflar arasında mevcut borcun teminatı olmak üzere inanç sözleşmesine dayalı olarak yapıldığı tartışmasızdır. Ne var ki, teminata konu teşkil eden borcun davacı tarafından ödendiği, diğer bir deyişle taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin tasfiye edildiği açıklıkla saptanmış değildir. Geçerliliği kabul edilen inanç sözleşmesinden kaynaklanan borcunu ifa etmeyen kimse karşı edimi talep edemez (BK. md. 81).
Hal böyle olunca, yanlar arasındaki alacak ve borç miktarının açıklıkla saptanması, ödenip ödenmediğinin araştırılması, ödenmemiş ise saptanacak miktarın mahkeme veznesine depo ettirilmesi için önel verilmesi ve bu husus yerine getirildiğinde sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy