(4721 S. K. m. 719) (3402 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 363, 415)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, 15.01.1938 tarih, 416 nolu tapuları kapsamında kalan çekişmeli yere hakkında davalı köy tüzel kişiliğinin köy yolunda kaldığı gerekçesiyle idari önlem kararı aldığını ileri sürüp, elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı köy tüzel kişiliği, davacıların köy yoluna elattıklarını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava Tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davalı köy tüzel kişiliği, çekişmeli yerin köy yolu niteliğinde olduğunu savunmuş, mahkemece, yapılan keşiflerin hükme yeterli olmadığı, davacının yeniden keşif yaptırmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisin deki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi;gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Taşınmaza ilişkin davalarda yukarıda açıklandığı üzere delillerin eksiksiz toplanması, bunların yerinde uygulanması ve böylece olaya kesin çözüm getirilmesi yasaların ve usul kurallarının hakime yüklediği en önemli görevlerden birisidir. Bunların ve özellikle keşfin bir defa yapılması ve bundan kesin sonuç alınması da asıldır.
Somut olayda, mahkemece iki kez keşif yapılmasına karşın yukarıdaki ilkeleri karşılar kapsamda hükme yeterli bir uygulama yapılmış değildir. Nitekim bu husus mahkemece de kabul edilerek üçüncü keşfe gerek görülmüş, ancak davacının 23.10.2003 günlü oturumdaki beyanına itibar edilerek sonuca gidilmiştir.
Gerçekten de, mevcut delillere ve yapılan keşiflere dayanılarak tapunun kapsamını belirlemeye ve böylece adil bir sonuca gitmeye olanak yoktur.
Öte yandan, keşif yapılmasına ilişkin ara kararı, her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve noksansız olmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmeli, verilen süre yeterli, emredilen işler gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, süreye uyulmamasının sonuçları açıkça anlatılmalıdır.
Eldeki davada açıklanan nitelikte bir ara kararı verilmiş değildir.
Bütün bunlara rağmen davacının, 23.10.2003 günlü oturumdaki ekonomik gücü bulunmadığından bahisle keşif yaptırmayacağı yönündeki beyanının davadan ve mülkiyete ilişkin hakkından vazgeçtiği anlamında yorumlanmasının doğru olmadığı da açıktır.
Hal böyle olunca, davacıya keşif yaptırması hususunda yöntemine uygun biçimde önel ve kesin önel verilmesi, gerektiğinde HUMK.'nun 415. maddesinin olayda uygulama yeri bulup bulmayacağının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.04.2004 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI :
Dava, İdarece verilen men kararının yarattığı sataşmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacılar, davalı köy muhtarlığının, tapulu taşınmazın güneyinde bulunan umumi yola müdahale edildiğini bahane ederek Kaymakamlığa şikayet ettiğini, tapulu taşınmazını da içine alacak şekilde idari yönden men kararı aldırmak suretiyle sataşma yarattığını ileri sürmüşler, önlenmesini istemişlerdir.
Davalı, men kararının köye ait yerle ilgili olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davada ileri sürülen iddia; köyün fiili elatması değil, idari yönden verilen men kararı ile yaratılan sataşmadır. Başka bir ifade ile, taşınmazın kullanılmasının engellendiğidir. Bu durumda, men kararının davalının tapulu taşınmazının tamamı ya da bir bölümüne ait olup olmadığının tespiti önem arzetmektedir. Yerinde iki kez keşif yapılmıştır. Özellikle ikinci keşifte iki fen bilirkişisi ( kadastro teknisyeni, kontrol memuru ) tarafından düzenlenen rapor ve krokide 1. keşifte düzenlenen rapor ve krokiyi de teyit eder şekilde men kararının davacının tapusu dışındaki köye ait umumi yerde kaldığı saptanmıştır.
Davacı tarafın tapusu iskanen oluşmuş 3240 m2 yüzölçümündedir. İkinci keşifte düzenlenen krokiden de anlaşılacağı üzere men kararının krokide A harfi ile gösterilen 3486.86 m2 yere ait olduğu, B ile gösterilen 4191 m2 yer ile Hasan Çelik Çayırı olarak gösterilen yeri kapsamadığı, davacıların elinde bulunan yerlerin toplamı, tapu kayıt miktarının çok üstünde olduğu görülmektedir.
Davacı taraf, yapılan keşifleri yeterli görmediğinden 18.09.2003 tarihli oturumda yeniden keşif istemiştir. Mahkemede önceki keşiflerin yeterli olmadığına kanaat getirerek tekrar keşif kararı vermiştir.
HUMK.'nun 363. maddesine göre, gerekli gördüğü takdirde hakimin res'en keşif yapılmasına karar verebileceği kuşkusuzdur. Sözü edilen oturumda 3.kez keşif kararı verilmiş, müteakip celsede de masrafların yatırılması için kesin süre verilmiştir. Davacı taraf verilen süre içerisinde keşif masraflarını yatırmadığı gibi, 23.10.2003 tarihli oturumda da keşif yaptırmaktan vazgeçtiğini açıkça beyan etmiş, beyanı tutanağa geçmiştir. Davanın esası ile ilgili olarak verdiği yazılı savunmasında da davada haklı olduğunu, keşfe gerek olmadığını, mevcut delil durumuna göre karar verilmesi gerektiğini yinelemiştir.
Yetersiz olduğu söylense bile, men kararının davacı tarafın tapulu taşınmazının dışındı kaldığı yukarıda da değinildiği gibi davacı tarafın elinde kayıt miktarından fazla yer bulunduğu, eylemli durumda tapu hudutlarının sabit olmadığı açıktır.
Bu kadar delil karşısında men kararının bu yere ait olduğunu ispat külfeti davacıya düşer. Davacı keşif yaptırmaktan kaçınmıştır. Bu durumda res'en keşif kararı verilmesinin de bir yararı yoktur.
Keşif yaptırmak istemeyen tarafı ileride aleyhine olacak masraflardan sorumlu tutmak hak arama, dava açma hak ve iradesine uygun değildir. Bilindiği gibi, dava harcı ve diğer yargılama giderleri davanın taraflarına yükletilmiş bir külfettir. HUMK.'nun 415. maddesi keşif yapılmasının zorunlu olması, ancak tarafın keşif yaptıracak gücünün bulunmaması halinde başvurulacak istisnai bir durumdur. Bu maddenin sık uygulanması dava ekonomisine uygun olmadığı gibi, zaten kısıtlı bulunan ödeneğinde bu yönde harcanması doğru değildir.
Bu durumda yapılacak iş mevcut delil durumuna göre karar vermektedir. Nitekim, mahkemede bu yönde değerlendirme yaparak karar vermiştir.
Öte yandan, yeni bir müdahalenin ortaya çıkması halinde men'i müdahale davasının da her zaman açılması mümkündür. Ayrıca, davacılar iştirak halinde ( elbirliği ) mülkiyet sahibidir. Medeni Kanunun 702. maddesine göre davacıların davasını kaybetmesi diğer ortakların haklarını etkilemez.
Yukarıda açıklanan ve mahkeme kararında gösterilen diğer gerekçelere göre sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Mahkeme kararının onanması görüşündeyim.
Full & Egal Universal Law Academy